SÜLEYMANPAŞA KÖPRÜBAŞI’NDA SIRADAN BİR GÜN

tt
SÜLEYMANPAŞA KÖPRÜBAŞI’NDA SIRADAN BİR GÜN
Bir yerden başlamak lazım. Bu sabah arabamla iş yerime giderken arabanın radyosunu açtım. İstasyonları karıştırırken tanıdık bir ses denk geldi ve radyoyu sabitledim. Ses yüz yüze görüşme şansı bulamadığım , sosyal medya aracılığı ile tanıştığım radyo programcısı spiker Nisan Kumru’ya aitti. Programı yol boyunca keyifle dinledim. Programın adı “ Hadis ilmi” radyo ise “Diyanet Risalet Radyo”suydu. Yolda gelirken Nisan Bey’e “Bu sabah yol arkadaşım sendin.” Şeklinde bir ileti göndermek geçti aklımdan. İşte o an sanki bir şimşek çaktı beynimde “Ben niye bir şeyler yazmıyorum.” diye hayıflandım kendi kendime. “O gün bugün” dedim ve bir şeyler yazmaya karar verdim.
Dükkâna geldim kepenkleri açar açmaz karşımdaki balıkçılara baktım. Yazıma İlk önce balıkçılar ile alakalı gözlemlerimi aktarmakla başlamaya karar verdim . Balıkçıların yanına giderek hayırlı işler diledim. Üç tekerlekli seyyar arabalarında satışa hazırladıkları hamsi, istavrit ve sardalyalar vardı. Diğer bir tezgahta ise çıpura ve çinekop alıcılarını bekliyordu. Anladığım kadarıyla bu sabah balıkçıların pek keyifleri yoktu. Strafor sandıklardaki balıklar buz ile örtülüydüler ama hiç biri pek diri görünmüyordu. Hepsinin gözlerinin feri kaçmış gibiydi. Akşamdan kalma bir görüntüleri vardı sanki. Tezgah başında en az iki kişi duruyordu ve hava çok soğuktu bu sabah. Berelerini kulaklarına kadar uzatan balık satıcıları tedirgin tedirgin bekliyorlardı. Biraz sonra da sağanak bir yağmur başladı. Ben de hemen yanı başımızdaki pasaja geçtim. Burada da 14 Şubat Sevgililer Günü hazırlıkları yapan çiçekçi komşumuz pasajı çiçekler ile doldurmuş. Vazolar yıraya kadar su doldurulmuş canlı güller, karanfiller ve papatya yaprakları cipsolar ve kişiye özel yapay teraryumlar dizilmiş pasajın koridoruna. İçinde mini orkideler ile çok şirin görünen teraryumlar sahiplerini bekleme başlamışlar bile.
Yan taraftaki dönerci arkadaşımız sabahları nefis mercimek çorbası çıkarıyor. Çorbanın üzerine hafif tereyağı da koyuyor. Bu sabah yine bu enfes çorbadan içtim. Hemen yanımızdaki fırında ise sabah çok erken başlıyor. Sabaha yetişecek sıcak poğaçalar ve taze ekmekleri satışa hazırlamak için ustaların saat 4.00’te işe geldiklerini öğrendim. Karşımızdaki Marmara Pastanesinde de aynı telaş yaşanıyor her sabah bu bölgede.
Çınarlı ve Karadeniz Mahallesi minibüsleri servislerine devam ediyorlar. Onların gidiş geliş saatlerini kontrol eden görevli arkadaşa kaç arabanın hizmet verdiğini sordum. Şu anda Çınarlı ve Karadeniz Mahallerinde çalışan 28 arabanın olduğunu öğrendim. “Ortalama 8 dakikada bir araba durağa geliyor.” dedi görevli arkadaş. Köprübaşı Meydanı bu saatler bir hayli hareketlenmeye başladı. Zaten TEKİRA açıldığından bu yana Köprübaşı Tekirdağ’ın en hareketli yeri oldu.
TEKİRA önündeki simitçi arkadaşa selam verip hayırlı işler diledim. Biraz dertleştik. İlk zamanlar 300 civarında simit satıldığını ama bu aralar işlerin iyi gitmediğini, günlük simit satışlarının 100’e hatta 60’a kadar gerilediğini söyledi simitçi arkadaş. Anlaşılan o ki ekonomik sıkıntı her yerde kendini hissettirmeye başlamış. Allah sonumuz hayır etsin. Sizleri de Köprübaşı’na bekliyoruz. İyi dileklerimle yazımı sonlandırırken sizlerle de paylaşmak istedim dostlar. Sevgiyle kalın. Elmas Balım 13 Şubat 2019

 

Reklamlar

Hocamız Prof. Dr. Amil Çelebioğlu

ww

Prof. Dr. Amil Çelebioğlu

Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde dersimize giren Âmil Hoca hakkı gözeten kibar bir insandı.

Öğrencilerine son derece hürmetle davranırdı, bizi meslektaşı, arkadaşı gibi görürdü. Öğrencilerinin dertlerini, sorunlarını her zaman dinler ve onlara çözüm arardı. Onun değerini artıran, adını saygı ve rahmetle anmamıza bir sürü sebep yaratmış hocamızdı Amil Çelebioğlu.

wwzz

İlim adına çalışan ve geride güzel izler bırakan hocamızın öğrencisi olduğum için gerçekten çok şanslı olduğumu düşünüyorum. Araştırmalarımdan öğrendiğim kadarıyla Âmil Çelebioğlu, üniversiteden mezun olduktan sonra Konya Erkek Lisesinde edebiyat öğretmenliğiyle birlikte aynı okulda zamanla müdür muavinliği görevi de yapmıştır.

Sonraki yıllarda çeşitli üniversitelerde akademik kariyeri şekillenmeye başlamış; Selçuk Üniversitesi, Erzurum Atatürk Üniversitesi, Hacettepe ve İstanbul Üniversitesinde hocalık yapmış; doktorasını “Yazıcıoğlu Mehmed ve Muhammediyyesi” teziyle, doçentliğini “Sultan II. Murad Devri Mesnevileri”yle elde etmiş. 1982 yılında ise Çelebioğlu Marmara Üniversitesinde göreve başlamış. İşte bu dönem bizim de Atatürk Eğitim Fakültesinde öğrenci olduğumuz yıllara denk geliyor.

Hocamızla ilgili olarak aklımda kalanları şu şekilde özetlemek mümkün. Hocamız çok sakin ve kibar bir insandı. Sesini çok yükseltmeden ders anlatırdı. Onun dersinde çıt çıkmazdı. Ses tonunun düşüklüğü.  “Boş tenekenin sesi fazla çıkar.” atasözünü aklıma getirir ve hocamın çok dolu olduğu için bu şekilde ders anlattığını düşünür için için tebessüm ederdim. Donanımlı insanlar neyi, nerede, ne kadar anlatacağını iyi bilirler. Hocamızda kendine güven ve rahatlık dışa vururdu.  Bizlerle sohbet eder gibi anlatırdı dersini.   Arka sıralarda oturduğum halde onun derslerinde ön sıralarda bulunan boş bir sırayı doldururdum genellikle. Tahtaya yazdığı bir beyit üzerine bir ders boyunca konuşur, ben ise onu hayranlıkla dinler ve pek not tutmazdım. Zaten dinleyince aklımda kalırdı bütün anlattıkları.  Anlattıkları arasında hayata atılınca ne demek istediğini daha iyi anladığım  unutamadığım nasihatlerinden  biri şuydu: “Burada ilim tahsil ediyorsunuz, eğitim görüyorsunuz ve mezun olunca çoğunuz öğretmen olacaksınız. Öğretmen olunca ancak geçiminizi sağlayacak kadar bir para kazanacaksınız. Öğretmenlik mesleğinden zengin olunmaz. Zengin olmayı hayal edenleriniz varsa yol yakınken hedeflerine yönelsinler.” tarzındaki sözleri meslek hayatım boyunca kulaklarımı çınlattı.

Hocamız Eğitim Fakültesinin dekanı olduğu dönemlerde fakültemizde ezber bozan bazı değişikliklere imza attığını  öğrenci olmamıza rağmen fısıltı gazetesinden duyuyorduk. Bunlardan ilki sanırım fakültede yapılan kutlama etkinliklerinde alkolün kaldırılmasıydı. Bu uygulamasından anlaşılacağı gibi hocamız manevi yönü güçlü, dindar bir insandı. Gerçi daha önceki kutlamalarda fakültede alkol servisi yapılıyor muydu onu da pek bilmiyorum. Yusuf Hoca’m bu yazıyı okursa daha geçek bilgileri bize aktarır sanıyorum.

Bir diğer olay da 29 Mayıs İstanbul’un Fethi etkinleri münasebetiyle fakültenin bahçesinde  mehter takımı gösterisinin gerçekleştirilmesi.

w1

Duyduğum  kadarıyla Âmil Çelebioğlu, tezlerinde, makalelerinde ve kitaplarında hiçbir zaman kaynak göstermeden alıntı yapmamış ve de hazırlamış olduğu kitaplara istifade ettiği isimlerin bulunduğu bir de “teşekkürnâme” bölümü eklemeyi ihmal etmemiştir. Emeğe  saygılı,  kul hakkı yememeye çok özen gösteren bir kişiliğe sahipti hocamız.

Âmil Hoca, yazdığı şiirlerde, önceleri “Fakîri” ve “Âmil” mahlasını kullanmışsa da son dönemlerde “Hayrâni” mahlasında karar kılmış ve bütün şiirlerini bu mahlasla yazmış. Şiirlerinde hece ve aruz vezni kullanmış; vezin ve nazım şekillerinin sadece birer vasıta olduklarını, esas olanın mana olduğu görüşünü savunduğunu biliyoruz.

Hocamız  Marmara Üniversitesi  Atatürk Eğitim Fakültesindeki dekanlık vazifesini bir yıl sürdürmüştür. Daha sonra tekrar öğrencilerinin karşısına geçmiştir.

Bir hoca için en kıymetli şeylerden biri de öğrencileridir.  Amil Çelebioğlu kendisini hayırla yâd eden öğrenciler bıraktı geride. Kanımca bir hocanın sadakaicariyesi de öğrencileridir.  Böyle değerli bir insanın öğrencisi olmaktan büyük gurur duyuyorum.

Hocamız Amil Çelebioğlu 2 Temmuz 1990’da hac görevi sırasında 1426 hacı adayın ölümüne neden olan ve “Tünel Faciası” veya “Hac İzdihamı” olarak bilinen olayda rahmetli olmuştur.

Bu olay  Mekke‘den Mina ve Arafat‘a doğru giden 550 metre uzunluğunda, 11 metre genişliğinde bir yaya tüneli içinde olmuştur. Rivayetlere göre şeytan taşlamaya giden bir köprü üzerindeki korkuluklar bükülüp yedi kişinin tünelin girişine düşmesiyle kaçışma başlamıştır. 1000 kişilik tünele 5000 kişi girmiş, kargaşa içinde havasızlıkdan ve diğer nedenlerden hacı adayları hayatlarını yitirmiştir. Hocamız da bu tünelde vefat etmiştir.

Kendisini rahmetle anıyorum Mekânı cennet olsun. Ben ondan razıyım Allah da ondan razı olsun.

Allah gani gani rahmet eylesin. Mekanı cennet olsun.

13.01.2019 /TEKİRDAĞ


55

29 Mayıs 1983, İstanbul’un fethinin 530. yılı kutlaması Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Dekan Prof. Dr. Amil Çelebioğlu (merhum) ile misafirler ve akademisyenler.Kemal Ertuğrul Öztürk, Ata Çatıkkaş, Mustafa Kepez, Kimya., Nihat Şenel, müzik., TC Pervin Öztabağ ve Hasan Çelikkaya ile Yusuf Yıldırım Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi bahçesinde.

82 girişli arkadaşlarımız ve  Amil Çelebioğlu ile birlikte bazı hocalarımız.

1

Yâr-ı azîz, dost-ı kadîm, âşık-ı b’illâh
Prof. Dr. Âmil Çelebioğlu’nun rûh-ı pâkine
Gittin ammâ ki kodun hasret ile cânı bile
Sûz-ı dil geçti meded âteş-i nîrânı bile   /NAHİD AYBET

 

Prof. Dr. Amil Çelebioğlu’nun Eserleri

 

Divan Edebiyatı Araştırmaları Dergisi 10, İstanbul 2013, 13-24.

KİTAPLAR

  1. Fuzûlî ve Cevherler (Yayımlanmamış Mezuniyet Tezi), İstanbul 1960,

Türkiyat Enstitüsü, nr. T.547.

  1. Mevlânâ, Mesnevî-i Şerîf (Aslı ve sadeleştirilmişiyle Manzum Nahîfî

Tercümesi), Sönmez Neşriyat, İstanbul 1967-1972, 3 c., l55+ 146s.,

184+159s., l52+l74s; 2. bs. 6C. MEB Yay. İstanbul 2000; 3. bs. Timaş

Yay., İstanbul 2007.

  1. Ramazannâme, Tercüman 1001 Temel Eser Serisi, nr. 22, İstanbul

1974, 276s; 2. bs. MEB Yayınları, İstanbul 1995.

  1. Muhammediyye (Doktora tezi), Tercüman 1001 Temel Eser Serisi, nr.
  2. 56, 57, 58, İstanbul 1975, 4 c., 824+l10s; 2. bs. MEB Yayınları, İstanbul

1996.

  1. Türk Bilmeceler Hazinesi (Yusuf Ziya Öksüz ile beraber), Ülker Yayınları,

İstanbul 1979, 478s.

  1. Türk Ninniler Hazinesi, Ülker Yayınları, İstanbul 1982, 670s.

* Bu yazı, daha önce hazırlanan “Âmil Çelebioğlunun Hayatı ve Bibliyoğrafyası”

(Marmara Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türklük Araştırmaları Dergisi Âmil

ÇELEBİOĞLU Armağanı, 1991–1992, nr. 7, İstanbul 1993, s. 1–16) başlıklı çalışmanın

gözden geçirilerek güncellenmiş halidir. Hatıra özel sayısında Âmil Çelebioğlu’nun

hayatı ayrıca verildiği için sözü edilen yazıda yer alan hayatıyla ilgili kısımlar

çıkarılmıştır. (Editörler)

** Prof. Dr., Marmara Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı

Bölümü, İstanbul (noztoprak@marmara.edu.tr).

Âmil Çelebioğlu’nun

Bibliyografyası*

NİHAT ÖZTOPRAK**

  • D İ V A N E D E B İ Y A T I A R A Ş T I R M A L A R I D E R G İ S İ
  1. Erzurumlu İbrahim Hakkı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Türk Büyükleri

Dizisi, nr. 71, Ankara 1988, VlII-184s.

  1. Ali Nihad Tarlan, Kültür Bakanlığı Türk Büyükleri Serisi, nr. 120,

Ankara 1989, 191s.

  1. Kanûnî Sultân Süleymân Devri Türk Edebiyatı, MEB Yayınları, İstanbul

1994, 147s.

  1. Eski Türk Edebiyatı Araştırmaları, MEB Yayınları, İstanbul 1998, sayfa

sayısı? (Makale ve tebliğleri)

  1. Türk Mesnevî Edebiyatı (XV. yy.a kadar-Sultan II. Murad Devri 824–

855/1421–1451), Kitabevi, İstanbul 1999. (Sultan II, Murad Devri

Mesnevîleri, Doçentlik Tezi, Erzurum, 1976.)

Âmil Çelebioğlu, kitaplaşmış olan bu eserlerinin dışında “Türk

Edebiyatında Elifnameler”, “Türk Edebiyatında Kıyafetnameler” ve

“Türk Manilere Hazinesi” eserlerini de hazırlamak üzere malzeme toplamakta

idi. Ancak vefatından sonra dosyaları arasında bu konularla

ilgili makalelerinin dışında malzemeye ulaşılamadı. Muhtemelen hoca

fişlerindeki ve hafızasındaki bilgi ve birikimlerle bu konularda kitap

çalışması yapmayı planlıyordu.

Bunların dışında Âmil Çe1ebioğ1u’na Kültür Bakanlığı tarafından

biri “Erzurumlu Darir ve Eserleri”, diğeri “Yûnus’un Şerhleri” isimli iki

eserin siparişi verilmişti. Bunlardan birincisi üzerinde vefatından iki ay

kadar önce çalışmaya başlamış, ancak tamamlamak nasip olmamıştı.

BİLDİRİLER (kronolojik sıralanmıştır)

Prof. Dr. Âmil Çelebioğlu’nun makale ve bildirileri Sebahat Deniz’le   kitap hâline getirilerek Eski Türk Edebiyatı Araştırmaları (İstanbul 1998) adıyla Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yayımlanmıştır.

1- “Xlll-XV. (İlk Yarısı) Yüzyıl Mesnevilerinde Mevlânâ Tesiri”, (III.

Uluslararası Mevlânâ semineri, Konya) Mevlânâ ve Yaşama Sevinci,

Ankara 1978, s. 99-126.

2- Türk Edebiyatında Manzum Dinî Eserler”, (Türkiye II. İslâm İlimleri

Kongresi, İstanbul, 18-20 Eylül 1981), Şükrü Elçin Armağanı, Ankara

1983, s. 153-166.

Âmil Çelebioğlu’nun Bibliyografyası ●

3- “Hz. Mevlânâ’ya İzafe edilen Bir Gazelin Şerhi”, (V. Uluslararası

Mevlânâ Kongresi, 13.12.1982), Konya, 1983, s. 26-30.

4- “Çocuk dili (Lisân-ı Sibyan) İle Yazılmış Şiirler”, II. Milletlerarası

Türk Folklor Kongresi Bildirileri, Ankara 1982, c, II, s. 95-102.

5- Kekeme dili (Lisan Pepegi) İle Şiirler”, (VI. Millî Türkoloji Kongresi,

İstanbul, 24-29 Eylül 1984), Türk Folklor Araştırmaları 1985/2, Ankara

1985, s. 27-34.

6- “Karacaoğlan’da Dîvan Şiiri Husûsiyetleri”, V. Millî Türkoloji Kongresi,

Türk Folkloru Araştırmaları, Ankara 1984, s. 17-30.

7- “Muhtelif Şerhlere Göre Mesnevî’nin İlk Beytiyle İlgili düşünceller”,

Selçuk Üniv. I. Mevlânâ Kongresi, (3-5 Mayıs 1985), Tebliğler, Konya

1985, s. 5-27.

8- “Eski Türk Edebiyatında Gençlikle İlgili Bazı Görüşler”, Gazi Üniversitesi

Millî Kültür ve Gençlik Sempozyumu, (13-15 Kasım 1985),

Ankara 1985, s. 155-173.

9- “Manilerle Dîvan Şiirinde Ortak Husûsîyetler”, Türk Halk Edebiyatı

ve Folkloründe Yeni Görüşler, Konya 1985, c. II, s.’172-184.

10- “Fuzûlî’nin Şiirlerinde Ney”, Selçuk Üniversitesi II. Mevlânâ Kongresi

(3-5 mayıs 1986), Konya, 1987, s. 71-83.

11- “Kültür ve Edebiyatımızda Şifre Alfabeleri”, Tarih Boyunca Paleografya

ve Diplomatik Semineri Bildirileri, (30 Nisan-2 Mayıs 1986), İstanbul

1988, s. 19-33, Ekler s. 239-253.

12- “Kültürümüzde Yatak Duâları”, III. Milletlerarası Türk Folklor Bildirileri,

(23-28 Haziran 1986), Ankara 1987, c. IV, s. 95-102.

13- “Halk ve Dîvan Şiirinde Âb-ı Hayat”, Selçuk Üniv. 1. Millî Halk Edebiyatı

ve Folklor Kongresi, (8-9 Ekim 1986), Konya.

14- Eski Türk Edebiyatında Gemiyle İlgili Şiirler ve Bazı Husûsîyetler”,

  1. Tarih Boyunca Karadeniz Kongresi Bildirileri, (13-17 ekim 1986),

Samsun, 1988, s. 17-47.

15- “XIV-XV. Yüzyıl Şairlerinden İbrahim Bey’in Manzum Mesnevî

Şerhi”, Selçuk Üniversitesi I. Milletlerarası Mevlâna Kongresi (3–5

Mayıs 1987), Tebliğler, Konya (Bu kongrenin tebliğleri, Selçuk Üniversitesi

tarafından 51 nolu yayın olarak 1988’de yayımlanmış ancak

içinde Âmil Beyin tebliğine rastlanmamıştır, Kongreye katıldığı

anlaşılan hocanın daha sonra yayımlanmak üzere tebliğ metnini

göndermediğini düşünmekteyiz).

  • D İ V A N E D E B İ Y A T I A R A Ş T I R M A L A R I D E R G İ S İ

 

16- “Akşemseddin-zâde Hamdullah Çelebi ve Pend-nâmesi”, I. Akşemseddin

Sempozyum Göynük Tebliğler, (25-27 Mayıs 1988), İstanbul 1989, s. 34-60.

17- “Mevlânâ’dan Öğütler”, Selçuk Üniversitesi 3. Milli Mevlânâ Kongresi

(12-14 Aralık 1988), Tebliğler, Konya, 1988, S. 131-148.

18- “Fuzûlî’nin Bir Beyti Üzerinde Bazı Düşünceler”, I. Milli Fuzûlî Semineri,

Osmanlı Araştırmaları VII-VIII, İstanbul 1988, s. 199-210.

19- “Yûnus’tan Öğütler”, I. Uluslararası Yûnus Emre Kongresi (7-9 Mayıs 1990), Eskişehir.

20- “Yûnus’un Bir Şiirinin Şerhi”, Yûnus Emre Sempozyumu, Ankara 1990, s. 95-104.

21- “Safahat’da Duâ”, Millî Şâir Mehmed Âkif Ersoy’un Ölümünün 50. Yıldönümü

İlmî Toplantısı, 1986. (yayımlanmamış)

MAKALELER (kronolojik sıralanmıştır)

1- “Süleyman Nahîfî ve Fazilet-i Savm (Zuhru’l-Âhire) Adlı Eseri”, Diyanet

Dergisi, Eylül-Ekim 1971, c.10, nr. 112-113. s. 342-350.

2- “Yazıcı Salih ve Şemsiyyesi”, İslâmî İlimler Dergisi, Erzurum, 1976,1, s. 171-218.

3- “Erzurumlu İbrahim Hakkı Dîvanı’nda Gönül”, Türk Kültürü, Mart

1978, nr. 185, s. 282-294 (26-38).

4- “Kâbus-nâıne Tercümesi Murad-nâmeye Dâir”, Türk Kültürü, Ekim

1978, nr. 192, s. 719-728 (15-24).

5- “Lügazlara Dâir”, Türk Kültürü, Kasım 1978, nr. 193, s. 43-47.

6- “Mevlânâ Tesiri”, Töre, Aralık 1978, c. 8, nr. 91, s. 6-7.

7- “Ebced Hesabıyla Mevlânâ’nın Doğum tarihi”, Türk Kültürü, Şubat

1979, nr. 196, s. 232-233 (40-41).

8- “Muammalara Dâir”, Türk Kültürü, Ankara, Haziran-Ağustos 1979,

  1. 200-202, s. 422-427 (38-43).

9- “Kıyâfe(t) İlmi ve Akşemseddin-zâde Hamdullah Hamdî ile Erzurumlu

İbrahim Hakkı’nn Kıyâfetnâmeleri”, Atatürk Üniv. Edebiyat

Fakültesi Araştırma Dergisi, Ahmed Caferoğlu Özel Sayısı, Ankara 1979, nr.11, s. 305-347.

Âmil Çelebioğlu’nun Bibliyografyası ●

10- “Haflere Dâir”, Millî Kültür. Ankara, Haziran 1980, c. 11, nr. 1, s. 62-

11- “Zaîfî’nin Gazavat-ı Sultan Murad İbni Muhammed Han Adlı Mesnevîsi”,

Türk Kültürü, Ankara, Ocak 1982, nr. 225, s. 162-170 (30-37).

12- “Şâir Fatih”, Kaynaklar, İstanbul 1984, nr. 3, s. 36-39.

13- “Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın Mânileri”, Türk Kültürü, Ekim

1985,nr. 270, s. 355-357 (29-31).

14- “Âşık Ahmed’in Câmiü’l-Ahbâr Adlı Manzum Tezkiretü’l-

Evliyâsı”, Türk Kültürü, Araştırmaları-Prof Dr. İbrahim Kafesoğlu’nun

Hatırasına Armağan, Ankara 1985, s. 171-187.

15- “Türk Edebiyatında Yaşnâmeler”, Marmara Üniversitesi Fen-Edebiyat

Fakültesi Türklük Araştırmaları Dergisi, İstanbul 1985, nr. 1, s. 151-286.

16- “Elif Harfiyle ilgili Bazı Edebî Husûsîyctlcr”, İstanbul Üniversitesi

Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi, İstanbul 1986,XXIV-XXV, s. 45-64.

17- “Ninnilerimiz”, Erdem, Ocak 1987, nr. 7, s. 211-237.

18- “Ninnilerimize Dâir”, Çocuk Edebiyatı Yıllığı, İstanbul 1987, s. 79-

19- “Süleyman Nahîfî ‘nin Hicretü’n-Nebî Adlı Mesnevîsî”, Marmara

Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi, Türklük Araştırmaları Dergisi,

İstanbul 1987, nr. 2, s. 53-87.

20- “Balıkesirli Devletoğlu Yusuf’un Fıkhî Bir Mesnevîsi”, Türk Kültürü

Araştırmaları Mehmet Kapları İçin, Ankara 1988, nr. 75, s. 43-57.

21- “Turkish Literature of The Pcriod Of Sultan Süleyman The Magnificent”,

(Sultan Süleyman devri Türk Edebiyatı), The Ottoman

Empire in The Reign Of Süleyman The Magnificent, İstanbul 1988, c.

ll, s. 61-163. Bu Makalenin Türkçe orijinali Kanûnî Sultân Süleymân

Devri Türk Edebiyatı (MEB Yayınları, İstanbul 1994) adıyla yayımlanmıştır.

22- “Yûnus’un Şiirleriyle ilgili Şerhler”, Türk Edebiyatı Yunus Emre Özel

Sayısı, Kasım 1989, nr.193, s.28-30. Aynı makale için bkz. Yûnus

  • D İ V A N E D E B İ Y A T I A R A Ş T I R M A L A R I D E R G İ S İ

Emre ile ilgili Makalelerden seçmeler, Haz: Hüseyin Özbay-Mustafa

Tatcı, Ankara 1991, 379-85.

23- “Edebiyatımızda Ramazan”, Türk Yurdu, Nisan 1990, nr. 32, s. 47-

24- “Anadolu’nun Türkleşmesinde Mevlânâ’nın Rölü”, Marmara Üniversitesi

Fen-Edebiyat Fakültesi Türklük Araştırmaları Dergisi, İstanbul

1990, nr. V, s. 223-248. (Ayrıca bu konu, 18 Aralık 1989 tarihinde

A.K.M. Konser Salonu’nda, Türk Kültürüne Hizmet Vakfı

tarafından tertib edilen “Mevlânâ ve Türk Kültürü Semineri”nde anlatılmıştır.)

25- Akşemseddin’în Eserlerinde Gönül”, (Henüz Yayımlanmamış 10 daktilo sayfası makale).

26- “Allah (Kültür ve Edebiyat)”, Eski Türk Edebiyatı Araştırmaları,İstanbul 1998, s. 93-108.

27- “Şâir Kanûnî Sultan Süleyman”, Eski Türk Edebiyatı Araştırmaları, İstanbul

1998, s. 187-199.

28- “Süleyman Nahifî’nin Risâle-i Hıdriyyesi”, Eski Türk Edebiyatı Araştırmaları,

İstanbul 1998, s. 335-347.

29- “Ramazanname İsimli Esere Dair”, Eski Türk Edebiyatı Araştırmaları,

İstanbul 1998, s. 749–762.

Ç-ANSİKLOPEDİ MADDELERİ (kronolojik sıralanmıştır)

1- “Âb-ı Hayât”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, C. 1, İstanbul 1988, s. 3–4.

2- “Ahmed Bîcan”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, C. 2, İstanbul 1989, s. 49–51.

3- “Ahmed Bîcân”, Türk Ansiklopedsi, C. 1, İstanbul, 1968, s. 250–251.

5- “Ay”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, C. 4, İstanbul 1991, s.186–191.

6- “Yaşnâme”, Türk Ansiklopedisi, C. 33, Ankara 1984, s. 404.

7- “Yazıcı Salih”, Türk Ansiklopedisi, C. 33, Ankara 1984, s. 417–418.

Âmil Çelebioğlu’nun Bibliyografyası ●

8- “Yazıcıoğlu Mehmed”, Türk Ansiklopedisi, C. 33, Ankara 1984, s. 418–419.

9- “Yazıcıoğlu”, (Kemal Eraslan’la birlikte) İslam Ansiklopedisi, C. 13, İstanbul 1986, s. 363–368.

D- GAZETE YAZILARI (kronolojik sıralanmıştır)

1- “Duvarlar Resim Doluydu”, İstanbul Boğaziçi Gazetesi, 1 Şubat 1960,.3, s. 6–7.

2- “Yıllarca Sonra”, Yeni Konya Gazetesi, 15 Haziran 1964, s. 2, 5.

3- “Dönüş”, Çağrı, Ekim 1964, nr. 81, s. 31-32.

4- “Cemiyet Adabı”, Bâbıâli’de SABAH Gazetesi, İstanbul, 18 Kasım

1966, s. 2.

5- “Huzur ve İman (1)”, Bâbıâli’de SABAH Gazetesi, İstanbul, 29 Kasım 1966, s. 2.

6- “Huzur ve İman (1)”, Bâbıâli’de SABAH Gazetesi, İstanbul, 30 Kasım 1966, s. 2.

7- “İntihar Üzerine”, Bâbıâli’de SABAH Gazetesi, İstanbul, 3 Ocak 1967,2.

8- “Bayramlar”, Bâbıâli’de SABAH Gazetesi, İstanbul, 4 Şubat 1967, s. 2.

9- Camilerimiz”, Bâbıâli’de SABAH Gazetesi, İstanbul, 12 Şubat 1967, s.

10- “Gönül Yolu, Hak Yolu”, Bâbıâli’de SABAH Gazetesi, İstanbul, 23 Nisan 1967, s. 2.

11- “İman, Aşk ve Mevlânâ”, Bâbıâli’de SABAH Gazetesi, İstanbul, 19 Aralık 1967, s. 2.

12- “İman ve insan”, Bâbıâli’de SABAH Gazetesi, İstanbul, 26 Aralık1967, S. 2.

13- “Çeşmelerimiz Bâbıâli’de SABAH Gazetesi, İstanbul, 11 Ocak 1968, s.

14- “Mezar Taşları”, Bâbıâli’de SABAH Gazetesi, İstanbul, 16 Şubat 1968,

 

  • D İ V A N E D E B İ Y A T I A R A Ş T I R M A L A R I D E R G İ S İ

15- “Akıl ve Gurur”, Bâbıâli’de SABAH Gazetesi, İstanbul, 2 Mart 1968,

16- “Yağmurlar”, Bâbıâli’de SABAH Gazetesi, İstanbul, 13 Nisan 1968, s.

17- “Mevsimler Bâbıâli’de SABAH Gazetesi, İstanbul, 30 Nisan 1968, s. 2.

18- “Duvar ve Çiçeği”, Bâbıâli’de SABAH Gazetesi, İstanbul, 26 Mayıs

1968, s. 2.

19- “Camilerimiz”, Pınar, Mayıs 1968, nr. 6, s. 20 (23)

20- “Bu Toprağın sesinden”, Bâbıâlî’de SABAH Gazetesi, İstanbul, 16 Hizaran 1968, s. 2.

21- “Neden İçerler”, Bâbıâli’de SABAH Gazetesi, İstanbul, 12 Temmuz 1968, s. 2.

22- “Aile terbiyesi”, Bâbıâli’de SABAH Gazetesi, İstanbul.

23- “Ebced Hesabıyla Mevlânâ’nın Doğum Tarihi”, Tercüman Gazetesi, 7 Aralık 1987, s. 2.

24- “Dînî-Tasavvufi Edebiyatımızda Ramazan”, Zaman Gazetesi, İstanbul

23 Nisan 1990, s. 12.

25- “Dîvân Şiirinde Ramazan”, Zaman Gazetesi, İstanbul, 24 Nisan1990, s. 12.

26- “Tekke Şiirinde Ramazan”, Zaman Gazetesi, İstanbul, 25 Nisan 1990, s. 12.

27- “Edebiyatımızda Ramazan Manileri (1)”, Zaman Gazetesi, 30 Mart

1991, (Ramazan İlavesi); s. 743–748.

28- “Edebiyatımızda Ramazan Manileri (2)”, Zaman Gazetesi, 31 Mart

1991, (Ramazan İlavesi); s. 743–748.

Çelebioğlu’nun yukarıda saydığımız çalışmalarının dışında, 15

günde bir yayımlanınak üzere bir gazete çıkarma girişimi de olmuştur.

İstanbul BOĞAZİÇİ isimli bu gazetenin sahibi Âmil Çelebioğlu, yazı

işleri müdürü ise yakin arkadaşı Nahid Aybet idi. 1. sayı 17 Aralık

1959’da, II. Sayı 8 Ocak 1960’da, III. sayı l Şubat 1960’da yayınlandı.

Ayrıca son sayısının 6 ve 7. sayfalarında Duvarlar Resim Doluydu

başlıklı Çelebioğlu’nun bilinen tek hikaye denemesi vardır.

Âmil Çelebioğlu’nun Bibliyografyası ●

E- HAKKINDA YAZILANLAR (kronolojik sıralanmıştır)

1- ÖZMEN, Murad: “Anlatamadığım” (şiir), İstanbul Boğaziçi Gazetesi,

İstanbul, 01.02.1960, s. 2.

2- AKAR, Metin: “Çelebioğlu, Âmil”, Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi,

İstanbul 1977, c. II, s. 127-128.

3- AKAR, Metin: “Çelebioğlu, Âmil”, Başlangıcından Bugüne Türk Şâir

ve Yazarlar Sözlüğü, İstanbul 1985, s. 92-93.

4- AKYOL, İbrahim: “Kanunî Sultan Süleyman Devri Türk Edebiyatı”

Millî Gazete, 21 Ekim 1987, (Bu yazı, Çelebioğlu’nun 14.10.1987 tarihinde

İRCİCA’da verdiği “Kanunî Sultan Süleyman devri Türk

Edebiyatı” isimli konferansının kısa bir özetidir. Ayrıca Hoca’nın

kısaca öz geçmişi ve Seferînin bir şiirine yazdığı naziresi de yayınlanmıştır.)

5- KAYA, Muzaffer: “Hayat Güzel Değil mi?”, Zaman Gazetesi, İstanbul,14.05.1990, s. 7.

6- “Prof. Dr. Âmil Çelebioğlu kayıp”, Türkiye Gazetesi, İstanbul,10.07.1990, s. 7.

7- “Prof. Dr. Âmil Çelebioğlu kayıp”, Zaman Gazetesi, İstanbul,11.07.1990, s.1 (10).

8- EREN, M. Ali: “Prof. Dr. Âmil Çelebioğlu”, Zaman Gazetesi,11.07.1990, s. 10.

9- “Âmil Çelebioğlu’nun vefat ettiği öğrenildi”, Zaman Gazetesi, İstanbul,12.07.1990, s. 1 (10).

10- “Başsağlığı”, Marmara üniversitesi Öğretim Üyeleri, Zaman Gazetesi,12.07.1990, s. 3.

11- “Gaib Cenaze Namazına Davet”, Talebeleri ve Dostları, Zaman Gazetesi,12.07.1990, s.

12- “Hac şehitleri için İstanbul’da Cenaze namazı kılınacak,

Mevlânâ’nın torunu”, Tercüman Gazetesi, İstanbul, 12.07.1990, s. 8.

13- “AKYOL, İbrahim: “Âmil Hoca göçdü dünyadan”, Millî Gazete, İstanbul,

14.07.1990, s. 8.

14- “İlk yaralı kafılesi geldi”, Zaman Gazetesi, İstanbul, 14.07.1990, s. 1.

  • D İ V A N E D E B İ Y A T I A R A Ş T I R M A L A R I D E R G İ S İ

15- “Yaralı Hacılarımız Türkiye’ye getirildi”, Türkiye Gazetesi, İstanbul,14.07.1990, s. 11.

16- “Zuhal Çelebioğlu: Âmil beni korumak isterken düştü”, Tercüman

Gazetesi, İstanbul, 14.07.1990.

17- YANPINAR, Ahmet: “Hocam Âmil Çelebioğlu’na Mersiye”, Zaman

Gazetesi, 14 Temmuz 1990, s. 2.

18- GAZİGİRAY, Alper: “İlmiyle Âmil bir er kişi”, Zaman Gazetesi, İstanbul,15.07.1990, s. 2.

19- “Hacılar için gâib cenaze namazı kılındı”, Tercüman Gazetesi, İstanbul,16.07.1990, s. 1 (8).

20- “Hac şehidleri için gâib cenaze namazı kılındı”, Zaman Gazetesi, İstanbul,16.07.1990,

21- “Mehmet Gökalp’ın Kaleminden Prof. Çelebioğlu-Samimi ve İyi

Niyetli Bir İnsandı”, Zaman Gazetesi, 26.07.1990, s. 7.

22- DOĞAN, Mehmed: “Bir kütüphane kurdunu daha kaybettik”, Yeni

Düşünce Gazetesi, Ankara, 27.07.1990, s. 10.

23- CEYHAN, Adem: “Çelebioğlu, dürüst ve ciddi bir ilim adamıydı…

Namuslu müdekkike muhtacız”, Zaman Gazetesi, İstanbul,31.07.1990, s. 7.

24- KABAKLI, Ahmet: “Âmil Çelebioğlu”, Türk Edebiyatı, Ağustos 1990, nr. 202, s. 9.

25- “Semazenler bu kez İstanbuldaydı”, Hürriyet Gazetesi, İstanbul,13.08.1990. s. 3.

26- SEFERCİOĞLU, Nejat: “Gitti Ey Dil Kimi Sevdik İse Canân diyerek”,

Türk Kültürü, Ağustos 1990, nr. 323, s. 496-501.

27- KURNAZ, Cemal: “Hocam Prof. Dr. Âmil Çelebioğlu’nun ardından”,

Türk Yurdu, ağustos 1990, c. 10, nr. 36, s. 47-50.

28- ABDÜLKADİROĞLU, Abdülkerim: “Prof. Dr. Âmil Çelebioğlu’nun

Hatırasına”, Türk Edebiyatı, Eylül 1990, nr. 203, s. 18-19.

29- ABDÜLKADİROĞLU, Abdülkerim: “Millî Kültür Bir Hayraninı

Prof. Dr. Âmil Çelebioğlu’nu Kaybetti”, Millî Kültür, Eylül 1990,

  1. 76, s. 99-105; Ekim 1990, nr. 77, s. 69.

Âmil Çelebioğlu’nun Bibliyografyası ●

30- SEFERCİOĞLU, Nejat: Prof. Dr. Âmil Çelebioğlu’nun aziz hatırasına

“Mersiye”, Türk Edebiyatı, Eylül 1990, nr. 203, s. 17.

31- ÖZTOPRAK, Nihat: Prof. Dr.. Âmil Çelebioğlu’nun aziz hatırasına

“Gazel”, Türk Edebiyatı, Ekim 1990, nr. 204, s. 54.

32- ŞİRİN, Mustafa Ruhi: Prof. Dr. Âmil Çelebioğlu ile “Ninni Edebiyatı”

üzerine, Türk Edebiyatı, Kasım 1990, nr. 205, s. 28.

33- UĞUR, Mücteba: “Bir İlmiyle Âmil Çelebioğlu’nun Ardından”,

Millî Kültür, Aralık 1990, nr. 79, s. 76-77.

34- “Prof. Dr. Âmil Çelebioğlu’nun Doktora Ders Notları (I)”, Kül, 15Aralık 1990, nr. 1.

“Prof. Dr. Âmil Çelcbioğlu’nun Doktora Ders Notları (II)”, Kül, 15Ocak 1991, nr. 2, s. 10-11.

“Prof. Dr. Âmil Çelebioğlu’nun Doktora Ders Notları (III)”, Kül, 15Mart 1991, nr. 3-4, s. 22-23.

“Prof. Dr. Âmil Çelebioğlu’nun Doktora Ders Notları (IV)”, Kül, 15Haziran 1991, nr. 5, s. 16-17.

35- TATÇI, Mustafa: “Hocam Âmil Çelebioğlu’nun ardından”, TürkEdebiyatı, Ocak 1991, nr. 207, s. 55-57.

36- BAHADIR (Alaylı), Yüksel: “Büyük Hocamız Prof. Dr. Âmil Çelebioğlu’nun

Ardından”, Yeni Meram Gazetesi, 02.03.1991, s. 6.

37- ÖZTOPRAK, Nihat: “Prof. Dr. Âmil Çelebioğlu’ya göre Halk edebiyatı

ile Dîvan Edebiyatının ortak husûsiyetleri”, Türk Edebiyatı,

Temmuz 1991, nr. 213, s. 17-20.

38- KURNAZ, Cemâl: “Âmil Çelebioğlu”, Türkiye Kültür ve Sanat Yıllığı

1991, Ankara 1991, s.710-71.

39- KURNAZ, Cemal: “Çelebioğlu, Âmil”, TDV İslâm Ansiklopedisi, C.8, İstanbul 1993, s. 264–265.

40- BOSTAN, M. Hanefi: “Son Asırda Bir Alperen”, Yeni Hafta Gazetesi,2–8 Ağustos 1993, s. 10–11.

41- ÖZTOPRAK, Nihat: “Âmil Çelebioğlu’nun Hayatı ve Bibliyografyası”,

Marmara Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türklük Araştırmaları

Dergisi Âmil ÇELEBİOĞLU Armağanı, Y. 1991–1992, nr. 7,

İstanbul 1993, s. 1–16.

  • D İ V A N E D E B İ Y A T I A R A Ş T I R M A L A R I D E R G İ S İ

42- SEFERCİOĞLU, Nejat: “Şâir Âmil Çelebioğlu (Hayrânî)”, Marmara

Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türklük Araştırmaları Dergisi Âmil

ÇELEBİOĞLU Armağanı, Y. 1991–1992, İstanbul 1993, nr. 7, s. 17–

43- SEFERCİOĞLU, Nejat: “Âmil Çelebioğlu İçin Söyleyemediklerim”,

Zaman Gazetesi, 28 Nisan 1995.

44- SEFERCİOĞLU, Nejat: “Âmil Çelebioğlu İçin Söyleyemediklerim”,

Zaman Gazetesi, 29 Nisan 1995.

45- YAKIT, İsmail: “Prof. Dr. Âmil Çelebioğlu’nun Vefatına Tarihtir

(1,2)”, Yakut’tan Tarihler veya Divan-ı Tevarih-i Yakut, Ötüken Neşriyat,

İstanbul 2009, s. 292–293.

 

Satranç Stefan Zweig

satranc994daf6d9c3ae53018abcf301993e6c7

 20 yıllık kırtasiyeciyim  bugüne kadar “Stefan Zweig’in kitabı var mı?” diye soran bir Allah’ın kulu çıkmadı. Sanırım öğretmenlerimiz de bu yazarı önermiyor.” diye düşünürken dün ilk defa “ Stefan Zweig’in  Satranç kitabı var mı?” diye soruldu.  Tam da Satranç kitabını ikinciye okuduğum güne denk geldi. Ben de hemen beş tane sipariş verdim.

Ben  Stefan Zwaig ismini İdefiks’in Türkiye okuma haritasını incelerken keşfettim. Ülkemizde en çok okunan yazarmış. İnceledim , verilere göre gerçekten de öyle görünüyordu. Hemen Zeplin Yayınevinden bir set istedim .

Setin içinde ince ince 10 kitap vardı. Kitapları okudum. Satranç ile Amok Koşucusu kitaplarını sindire sindire ikinciye okudum. Her iki kitaptan da çok etkilendim.    Bir Neokur sitesinde  Satranç için şu cümler  yazıyordu:

Stefan Zweig , çok geniş bir psikoloji birikimini eserlerinde bütünüyle kullanmış ender yazarlardandır. Onun dünya edebiyatında bir biyografi yazarı olarak kazandığı haklı ünün temelinde de bu özelliği, yani yazarlığının yanı sıra çok usta bir psikolog olması yatar. Satranç, Zweig’ın psikolojik birikimini bütünüyle devreye soktuğu bir öyküdür ve bu öykünün baş kişileri, tamamen yazarın biyografilerinde ele aldığı kişileri işleyiş biçimiyle sergilenmiştir. Zweig ölümünden hemen önce tamamladığı birkaç düzyazı metinden biri olan Satranç’ı kaleme aldığı sırada, karısı Lotte Zweig ile birlikte göç ettiği Brezilya’da yaşamaktaydı. Satranç’ta da, olay yeri olarak New York’dan Buenos Aires’e gitmekte olan bir yolcu gemisini seçmiştir. Bu gemide tamamen rastlantı sonucu karşılaşan üç kişi: yeni dünya satranç şampiyonu Mirko Czentovic, sıradan bir satranç oyuncusu olan anlatıcı ve bir zamanlar çok usta bir oyuncusu olan, ama hayli zamandır satrançtan uzak kalmış bulunan Dr. B., öykünün aktörleridir.”

Şu anda aklımdan geçenler, Yahudilerin Filistin’de yaptıkları, Almanların Yahudilere yaptıkları. Stefan Zwaig’in doğum tarihinin Atatürk ile aynı olması.Her millet zulüm görüyor ama hiçbiri Yahudiler kadar  gördükleri zulmü sanat aracılığıyla insanlara anlatamıyorlar diye düşünüyorum.

Yahudiler İkinci Dünya Savaşı’nda uğradıkları soykırımı sanat aracılığı ile tüm dünyaya duyurmayı başardılar bence. Onca film ve onca sanat eseri arasında  yönetmenliğini  Roman Polanski’nin yaptığı “Piyanist” filmi beni çok etkilemişti. Satran kitabı da aynı derecede etki yaptı.

İnsan olarak düşünmeden edemiyorum. İnsana yapılan zulmü en iyi anlaması gereken Yahudiler Filistin’de niye zulüm yapıyor yıllardır bunu da  anlamış değilim.

 

EN ÇOK OKUNAN YAZARLARIMIZ

Son Dönemde En Çok Okunan Türk Yazarların   İlk Kitapları

Bazı yazarlar daha ilk kitaplarıyla, bazıları ise büyük çabalardan sonra büyük kitlelere ulaşabiliyor. Son birkaç yıldır en çok okunanlar listelerinin başında gelen isimlerin edebiyat dünyasına adım attıkları ilk kitaplarını sizler için bir araya getirdik. İşte o yazarlardan bazıları ve edebiyat yolculukları…

1. Emrah Serbes / Her Temas İz Bırakır (2006)

Emrah Serbes / Her Temas İz Bırakır (2006)

Efsane dizi Behzat Ç.’nin dizi olmadan önceki hali. Kitapta, dizide olmayan bazı ayrıntılar var. Yani Emrah Serbes’i tanımamıza vesile olan bu kitap da, dizi kadar efsane.Arka Kapak Bilgisi;

KızılaySakarya Caddesi, SSK İşhanı, Dil-Tarih, Atakule, öğrenci evleri… ve Emniyet… Cinayet Masası. Behzat Ç., “yeni müktesebata” uyum sağlayamamış, lambur lumbur, “dişli” bir başkomiser. Müzik dinlemez, polis telsizi dinler. Kitap okumaz, gazeteye spor sayfasından başlar. Herhangi bir siyasi görüşü yok. “İçimizden birinin” üçüncü sayfa haberlerine yansımış hali gibi, adı bile tam değil. 1. Amatör’de duran toplara iyi vuran bir stoperken, topçuluğu bırakıp başkalarını tekmelemeye başlamış. Mesela beş lira için kalbinden adam bıçaklayanları, on üç yaşında kızlara tecavüz eden, namus için en yakın akrabalarını vuranları… Kendi adalet anlayışı bakımından sorun yok; “it uğursuz” kimdir, belli gibi görünüyor… Ama acaba öyle mi? Behzat Ç.’yi ve onun adalet duygusunu da rahatsız eden işler olabiliyor bazen hayatta… At izinin it izine karıştığı bir cinayet… Kim, niye öldürsün bu kızı? Hem niye bu şekilde? Siyaset karışmış desek?.. Garip… Öğrenci âlemine, başka âlemlere, ama asıl polis âlemine dikiz atan, entrikası bereketli bir polisiye…

2. İhsan Oktay Anar / Puslu Kıtalar Atlası (1995)

İhsan Oktay Anar / Puslu Kıtalar Atlası (1995)

İhsan Oktay Anar, yazın dünyasına adım atar atmaz başarısını ortaya koyanlardan. Bir çoğumuz zaten onu, ilk kitabı Puslu Kıtalar Atlası’yla tanıyoruz. İhsan Oktay Anar tarihi, eskinin sokak aralarını masalsı bir dille anlatıyor, ilk kitabından itibaren her kitabıyla okuyucularını yepyeni dünyalara sürüklüyor. Kitaplarını okurken nasıl bittiğini anlatamıyorsunuz bile.Arka Kapak Bilgisi;

“Yeniçeriler kapıyı zorlarken” düşler üstüne düşüncelere dalan Uzun İhsan Efendi, kapı kırıldığında klasik ama hep yeni kalabilen sonuca ulaşmak üzeredir: “Dünya bir düştür. Evet, dünya… Ah! Evet, dünya bir masaldır.” Geçmiş üzerine, dünya hali üzerine, düşler ve “puslu kıtalar” üzerine bir roman.

3. Ahmet Ümit / Çıplak Ayaklıydı Gece (1992)

Ahmet Ümit / Çıplak Ayaklıydı Gece (1992)

Türkiye’de polisiye denince akla ilk gelen isim olan Ahmet Ümit ilk kitabında, 12 Eylül darbesini yaşayan gerçek kişilerin hikayelerini anlatmış. Bu kitap daha sonra Haluk Bilginer ve Uğur Yücel’in başrollerini paylaştığı “Karanlıkta Koşanlar” isimli TV dizisi olarak karşımıza çıktı.Arka Kapak Bilgisi;

Ülkenin en kararlı, en özverili, en iyimser çocukları. Sert, acımasız, zalim günler. Zor günlere inat gülümsemelerini korumaya çalışan gençler. Kahramanlıklar, ihanetler, acılar ve aşklarla dolu romantik bir yaşam. Demokrasi ateşini, diktatörlüğün en karardık döneminde yakmaya çalışanların serüveni. 12 Eylül darbesine direnen insanların gerçek yaşamlarından çarpıcı öyküler. “Büyük bir çatışma çıkmıştı kentte. Biz, insanlar, çiçekler, karıncalar, kuşlar, balıklar ve yıldızlar öldürülmesin diye sokaklara renk renk yazılar yazıyor, duvarlara afişler asıyorduk. Hepimiz gençtik; yaşlı olanlarımız da vardı aramızda ama hepimiz gençtik. Onlar, insanları, çiçekleri, karıncaları, kuşları, balıkları ve yıldızları öldürmek için çıkmışlardı sokağa. Hepsi yaşlıydı; genç olanları da vardı aralarında ama hepsi yaşlıydı. Ve hepsi silahlıydı. Çeşit çeşit sustalılardan otomatik tabancalara kadar bir iyice kuşanmışlardı silahlarını. Bir köşe başında bekliyorlardı bizi. Bekledikleri yerde karşılaştık. Belki daha elverişli bir köşe başı ve daha uygun bir zaman bulunabilirdi ama bu karşılaşma kaçınılmazdı. Çatışma uzun sürdü. Karanlık bir dönemin bitişinden karanlık bir dönemin başlangıcına kadar. Yenilmiştik. Yenileceğimiz belli değildi ama çok da şaşırmadık. Şimdi kaçıyorduk işte. Yakalanmamak için, yeniden dövüşebilmek için kaçıyorduk. Belki de bastığımız bu ham toprak İstanbul‘un karanlık, suskun sokaklarıydı. Bırakıp geride karımızı, çocuğumuzu, basılacak evimizi terk ediyorduk…”

4. Zülfü Livaneli / Arafat’ta Bir Çocuk (1978)

Zülfü Livaneli / Arafat'ta Bir Çocuk (1978)

Öncelikle müzik kariyeriyle ön plana çıkan Zülfü Livaneli, edebiyatımızın en üretken yazarlarından. 20’den fazla kitabı olan Livaneli’nin ilk kitabı Arafat’ta Bir Çocuk, 8 öyküden oluşuyor. Kitaba ismini veren öykünün İsveç‘te ve Almanya‘da filmi çekildi.Arka Kapak Bilgisi;

“Boynuna nenesinin astığı mavi gözboncuğuna eliyle dokundu. Mavi gözlere karşı koruyacaktı onu. Unutmamıştı nerede olduğunu, ama çevresinde olup bitenlerden kopmuştu. Aydınlık bir gülümseme yayılmıştı yüzüne. Neredeyse kaşlarının üstünden başlıyordu saçları. Kıvrım kıvrım, güçlü, kapkara saçlardı. Gözleri de her şeye, her zaman şaşarak bakıyormuş gibi kocaman ve parlaktılar. Çoğu zaman, hele soğukta nemli gibi dururlardı.”

Bazı insanlar bütün hayatlarını sınırları aşma mücadelesi olarak geçirir. Bu konuda tartışmasız en deneyimli kişilerden biri olan Zülfü Livaneli’nin yıllara yayılan, yıllarla beslenen, zenginleşen deneyim ve gözlemlerinden, Almanya’da, İsveç’te, Danimarka’da, Türkiye’de… sınırlar, sınır aşanlar, sürgünler, gurbetçiler üzerine, değerleri yıllarla sınanmış öyküler…

5. Hasan Ali Toptaş / Bir Gülüşün Kimliği (1987)

Hasan Ali Toptaş / Bir Gülüşün Kimliği (1987)

Hasan Ali Toptaş, son yıllarda yazdığı kitaplarla ön plana çıksa da ilk eserini 1987 yılında verdi. Hem şiirsel, hem akıcı diliyle her biri birbirinden güzel 10’dan fazla kitapyazan Toptaş’ın ilk kitabı 13 öyküden oluşuyor.

6. Ece Temelkuran / Bütün Kadınların Kafası Karışıktır (1996)

Ece Temelkuran / Bütün Kadınların Kafası Karışıktır (1996)

Öncelikle kendine has tarzıyla yazdığı köşe yazılarıyla dikkat çeken Ece Temelkuran, ilk kitabını 1996 yılında yazdı. Geçtiğimiz yıl bu kitabın oyunlaştırılmasıyla ismini ve kitaplarını daha da geniş kitlelere duyurdu. Uzun zamandır en çok okunan yazarlar arasında.Arka Kapak Bilgisi;

Bütün Çocuklar, bir kez olsun, anne ve babalarını cezalandırmak için ölmeyi düşünmüştür mutlaka.

Ve nedense hep ağlamışlardır düşün sonunda.

Belki bu öykü de bir cezalandırma

Ağlama?

Bunları oku. denize karşı bir sigara yak. tek şekerli, demli bir çay koy masaya, çok neşeli bir müzik çalsın mutlaka, kapat gözlerini, gülümse, çünkü…

BÜTÜN KADINLARIN KAFASI KARIŞIKTIR, çünkü…

bir gün bir anda, bazı kızgınlıklarını unuttuğunun farkına varacaksın, artık pek düşünmediğini, çünkü artık bildiğini anlayıp, ellerini bir klarnet taksimi gibi uzatacaksın, hâlâ ka­fan karışık olacak, ama artık bunu seveceksin, sevmelisin de.

KADINSIN…

… BİR ÇİÇEĞİN YANINDAN GEÇER GİBİ YAŞAMALI­YIZ ASLINDA.

7. Murat Menteş / Dublörün Dilemması (2005)

Murat Menteş / Dublörün Dilemması (2005)

Murat Menteş denilince akla ilk önce şiirleri ve “Ruhi Mücerret” gelir. Hatta bu kitapfarklı bir yayınaevi tarafından tekrar basılırken kapağına ‘Ruhi Mücerret’in yazarından’ gibi bir yazı eklendi. Yazar bu kitapta da güldürürken düşündürüyor. Kitabın kapağında ise sevilen yazarlar Alper Canıgüz ve Onur Ünlü var.Arka Kapak Bilgisi;

Nuh Tufan, İbrahim Kurban, Rıza Silahlıpoda, Umur Samaz, Su Samaz, Habip Hobo, Ferruh Ferman, Dilara Dilemma…

” … Biz yetimler intikam iştiyakıyla doluyuzdur. Dehşeti dengelemeye yatkınızdır. Başkalarının öçlerini de almaya hevesleniriz. Yetimlik bize kanlı doğaçlamalar yapma cüreti verir. Suçlamakla ya da suç işlemekle kaybolmayan bir masumiyet imtiyazına sahibizdir.

İtiraf etmeliyim ki, aziz okur, benim ömrüm, her birini gebertmek istediğim insanlarla aramdaki buzdağlarını eritmeye çalışmakla geçiyor. Mesela zenginlerden nefret ediyorum, ne yapayım, elimde değil. O restoran sürüngenleri, fiyaka kumkumaları, yapmacık kasvetin mıymıntı bekçileri, ticari bir şiveyle konuşan zehirli papağanlar, hileli bir neşe içinde geviş getiren bunak vampirler, modanın ipiyle kuyuya inen kibirli cambazlar, tatile gebe fırlamalar, alaturka bir sadizmle zıvanadan çıkanlar, alafranga bir mazoşizmle yılışıklaşanlar… Hepsine teker teker Kolombiya kravatı takmak istiyorum!
[Kolombiya kravatı: Meksika mafyasının uyguladığı bir cezalandırma biçimi: Kurbanın gırtlağına bir delik açılır ve dili bu delikten sarkıtılır.]

Gerçi zamanla esnekleştim. Ulaşılması ve vazgeçilmesi en zor nimetin sükunet olduğunu anladım galiba. Tamam, zenginlere merhamet duyacak kadar güçlü değilim hâlâ, fakat sayıların artışındaki boşunalığın eşiğini görebiliyorum. İbrahim Kurban’dan öğrendiğim kadarıyla, yeşil banknotlar kamuflajdan başka bir şeye yaramıyor. Aptallığı, beceriksizliği, acizliği, yalnızlığı kamufle ediyorlar… Ayrıca, yetimlik zaman aşımına uğramaz, haddizatında yetim olmayanlar da yetimliğe doğru seyreder. Yani kimsesizlik, kimsenin tekelinde değildir. Kainat ve tarihin bekleme salonunda biraz soluklanıyoruz, çoğunlukla da adımız anonslanmadan kainata ve tarihe gömülüyoruz…”

8. Mahir Ünsal Eriş / Bangır Bangır Ferdi Çalıyor Evde (2012)

Mahir Ünsal Eriş / Bangır Bangır Ferdi Çalıyor Evde (2012)

Mahir Ünsal Eriş listedeki en yeni yazarlardan. İlk kitabını 2012’de yazdı. İlk kitabından başarıyı yakaladı ve çizgisini bozmadan devam etti.Arka Kapak Bilgisi;

“Abim Atatürk’ü çok severdi, bense Allah’ı. Babam, annemi ve Galatasaray’ı severdi, annem de Ringo’yu. Babam yorgun bir adamdı. Gündüz vardiyasındayken her gün, çalıştığı taşocağında sanki onca kayayı sırtına vurup ordan oraya sürüklemiş gibi, kalan son canıyla eve gelir, çoğunlukla da tek kanallı televizyonun bitmek bilmeyen ana haber bülteni sona ermeden uyuyakalırdı, akvaryumun karşısındaki ikili koltukta.”

9. Hakan Bıçakçı / Romantik Korku (2002)

Hakan Bıçakçı / Romantik Korku (2002)

Hakan Bıçakçı ilk kitabını 2002 yılında yazdıktan sonra 2008’e kadar ara vermeden yazamaya devam etti. İsmini 2011 yılında yazdığı “Ben Tek Siz Hepiniz” kitabıyla duyurdu.Arka Kapak Bilgisi;

“Gerçekten de dışarıda şimşek çakmaya başlamıştı Sokaktan geçmekte olan bir adamın iskelete dönüşerek mavi bir tonda aydınlanıp sonra hiçbir şey olmamışçasına karanlık yoluna devam ettiğini görmesiyle yataktan fırlaması bir oldu. Şaşkınlıktan kocaman açılmış gözleriyle cama yapıştı, ancak yağmurlu gecede bir başka yürüyen yoktu.Tuvalete giderek aynanın karşısına geçti ve beklemeye koyuldu. Nihayet kendi sonunu gördü: Kocaman siyah burun ve göz boşlukları sırtıma ile korkma arası belirsiz bir ifade… Kendini sisli bir karanlığın içinde yürürken buldu. Yağmurda sırılsıklam olmasına rağmen üşümüyordu. Aniden çıkan bir şimşeğin etrafı aydınlatmasıyla birlikte bir mezarlıkta olduğunu fark etti.

10. Anne, Baba ve Diğer Ölümcül Şeyler / Yalçın Tosun (2009)

Anne, Baba ve Diğer Ölümcül Şeyler / Yalçın Tosun (2009)

Yalçın Tosun da edebiyat dünyasına yeni girenlerden. İlk kitabını 2009’da yazdı. Ardından peş peşe yazmaya devam etti ve kısa sürede iki önemli ödülün sahibi oldu.Arka Kapak Bilgisi;

Anne, Baba ve Diğer Ölümcül Şeyler bir ilk kitap… Olgun bir dille, dipdiri öyküler kotarıyor Yalçın Tosun. İnsana, dünyaya, çevresine, dahası kendi içine eğilip bakma gözü pekliğini gösterirken dostluğu, sevgiyi, mutluluk arayışını da hüzünle dillendiriyor. Dile gelmeyen, onun kaleminde incelikli bir kurguyla, alttan alta duyuruluyor. 

Bu kitabı, yeni öykücülüğümüze hatırı sayılır bir katkı olarak da görüp okumalı.
Kamyonetin bıraktığı toz dumanı çöküp her şey eski haline büründüğünde, hâlâ yolun başında duran iki küçük çocuğun ceplerinden, unutmabeni çiçeklerinden örülmüş birbirinden habersiz iki kolye sahibini bulamamanın verdiği hüzünle öylece sarkıyor.

11. Alper Canıgüz / Tatlı Rüyalar (2000)

Alper Canıgüz / Tatlı Rüyalar (2000)

İlk olarak Oğullar ve Rencide Ruhlar kitabıyla ve Alper Kamu karakteriyle aklımıza gelen Alper Canıgüz ilk kitabını 2000 yılında yazmış. İlk kitabıyla olmasa da o da kendi okur kitlesini oluşturdu.

12. Hakan Günday / Kinyas ve Kayra (2000)

Hakan Günday / Kinyas ve Kayra (2000)

Edebiyatın en farklı kalemlerinden biri. Kendisinin fanatiklik derecesinde hayranları var.  Bu bir yazar için pek görülmüş şey değil. Yazar ilk ve aslında en bilinen kitabı “Kinyas ve Kayra” ile en çok okunan yazarlar arasına girdi.Arka Kapak Bilgisi;

“Hiç uykum yok. Hiç uyuyamıyorum. Domuz gibi içiyorum. Ama gözlerimi kapalı bile tutamıyorum. Sabaha beş saat var. Annemi düşünüyorum. Nerededir şimdi? Aynada kendime bakıyorum bazen. Ve tek kelime etmesem bile vücudum yaşadıklarımı, hayattan ne anladığımı anlatmaya yetiyor. Sağ omuzuma kendi çizdiğim kelebek, beğenmediğim için üzerine attığım çarpı işareti ve altında aynı kelebeğin bir Japontarafından çok daha iyi işlenmişi. Sol dirseğimin iki parmak yukarısındaki kurşun yarası. Bileklerimdeki otuz dört dikiş. Medeniyeti bir aralar, herkes gibi yaladığımı kanıtlayan apandisit ameliyatımın izi. Ve sırtımı kaplayan, Tanrı’nın yüzü. Bilmiyorum… Hızlı yaşadım. Ama genç ölmekten çok, hızlı yaşlandım! Ama hayattayım.

Kayra, bir gün bana ‘Mutsuzluğuna hiçbir çare aramıyorsun’ demişti.”

13. Seray Şahiner / Gelin Başı (2007)

Seray Şahiner / Gelin Başı (2007)

Yazarın adını “Antabus” kitabıyla duysak da kendisi ilk kitabını Antabus’tan 7 yıl önce yazdı. Daha ilk kitabından kendi tarzını ortaya koydu. Seray Şahiner de yazın hayatına öyküyle başlayanlardan.

14. Murat Uyurkulak / Tol (2002)

Murat Uyurkulak / Tol (2002)

Listedeki yazarlardan en az kitabı olan Murat Uyurkulak. Fakat o yazdıklarıyla farkını ve başarısını fazlasıyla ortaya koydu. İlk kitabı Tol “Devrim vaktiyle bir ihtimaldi ve çok güzeldi” giriş cümlesiyle, Türk Edebiyatı’nın en iyi giriş cümlesine sahip kitaplarından biri.Arka Kapak Bilgisi;

Çözüldün ve utancından ölecek haldesin. Adın, ancak dünyanın yarısı havaya uçarsa temizlenir diye düşünüyorsun. Zaten durmadan bunu planlıyorsun. Birbirinden nafile intikam planlarıyla oyalanıyorsun. Kafana kurşunu sıkana kadar da bundan başka bir şey yapacağın yok. Geçen sene aldığın o allahlık Kırıkkale tutukluk yapmazsa tabii.”

15. Elif Şafak / Pinhan (1997)

Elif Şafak / Pinhan (1997)

Listenin en üretken yazarları diyebiliriz. İlk kitabı “Pinhan”ı 26 yaşında yazdı ama asıl yükselişi “Aşk” kitabıyla oldu. Aşk en kısa sürede en çok satılan kitap oldu. Yazar, sonrasında ise hiç ara vermeden yazmaya devam etti ve hala Türk Edebiyatı’nın en çok okunan yazarları arasında.

16. Orhan Pamuk / Cevdet Bey ve Oğulları (1982)

Orhan Pamuk / Cevdet Bey ve Oğulları (1982)

Orhan Pamuk daha ilk kitabıyla sesini dünyaya duyurdu. 2006 yılında aldığı Nobelödülüyle birlikte hem Türkiye’de hem dünyada hızla yükselişe geçti ve o yıldan beri Türkiye’nin en çok okunan yazarları arasında.

Arka Kapak Bilgisi;

Nişantaşlı bir ailenin 20. yüzyılın başından itibaren üç kuşak boyunca serüvenlerini anlatan bu kitap ev içlerinin renklerini, zamanın akışını, günlük sıradan konuşmaları akılda yer eden kahramanlar aracılığıyla saptarken, okura geleneksel romandan alınacak hazları bütünüyle veriyor. Abdülhamit döneminin son yıllarında, İstanbul’un ilk Müslüman tüccarlarından küçük dükkân sahibi Cevdet Bey’in tutkusu, hem işlerini büyütmek, zenginleştirmektir hem de “Batılı anlamda” çağdaş, modern bir aile kurmak. Kökü taşraya uzanan geleneksel ailesini bir yana bırakarak bu isteklerini gerçekleştirmeye girişen Cevdet Bey’in ve oğullarının hikâyesi, bir anlamda modernleşme uğraşı içindeki Türkiye Cumhuriyeti’nin özel hayatının da hikâyesidir. Ev içlerinin, yeni apartman hayatının, Batılılaşan büyük ailelerin, Beyoğlu’na çıkıp alışveriş etmelerin, radyo dinlenen pazar öğleden sonralarının dikkat ve sevgiyle anlatıldığı bu panoramik roman, Orhan Pamuk’a hak ettiği ünü getiren olgun bir ilk kitaptır.
“Pamuk adeta okurun elinden tutup onu kendi dünyasında dolaştırıyor, birbirinin içine geçen sahnelerle, karşılaşmalarla ve konuşmalarla her şeyi en ince ayrıntısına kadar çözümlüyor.”
 

BİR YAŞANTININ DERİN İZLERİ

 

NİLÜFER

Ben oraya koymuştum, almışlar,

Arasına sıkışık saatlerin.

Çıkarır bakardım kimseler yokken;

Beni bana gösterecek aynamdı, almışlar.

Kışken ilkyaz, sularımda açardı;

Buzlu dağlar gerisine kaçıracak ne vardı?

Eski defterlerde sararırmış yaprak.

Beni bana gösterecek anlamdı, almışlar.

Bir ışıktı yanardı gecelerde;

Akşam, çiçekler uykuya yattı,

Sardı karşı kıyıları karanlık-

Beni bana gösterecek lambamdı, almışlar.

Behçet NECATİGİL

behc3a7et-necatigil-311

Behçet Necatigil, Çapa Eğitim Enstitüsünde edebiyat öğretmeni olduğu yıllarda öğrencileriyle paylaşmıştır şiirin hikâyesini. “Birbirimizi severdik sonra araya ikimizden kaynaklanmayan bazı sorunlar girdi” diyerek sözle başlamaktadır şair. Kavuşamadıkları ve geriye yalnızca bir fotoğrafın kaldığı türden bir ilişkidir bahsettiği. Bu ilişkinin üzerinden artık seneler geçmiştir. Behçet Necatigil evlenmiş hatta çocukları olmuştur. Bazı akşamlar günün yorgunluğunu atmak için eski, kalın bir kitabın arkasına sakladığı eski nişanlısının fotoğrafına bakan Necatigil ” Onunla geçen günlerimi, gülüşmelerimizi düşünür mesut olurdum.  Beni bana gösteren bir ayna gibiydi o fotoğraf.  Rengi uçuk bu fotoğrafa bakmak tüm yorgunluğumu alırdı. Bir süre seyrettikten sonra fotoğrafı yerine koyar, huzur içinde uyurdum.”  sözleriyle anlatmıştır, bu fotoğraf karesinin çağrışımlarını. Bu çağrışımlar öyle güçlü olacaktır ki ilerleyen süreçte fotoğrafa bakmak bir alışkanlık halini alacaktır şairde. Nilüfer’i de bu yorgun günlerin birinde yazmıştır. Eli yine eski kalın kitabına gitmiştir. Ne var ki, şairin yazdıkları fotoğrafın ilhamları olmayacaktır. Tam tersine, fotoğrafı kitabın arasında  ve  başka hiçbir yerde de bulamadığı için yazacaktır.  “O günden sonra hayal penceremin önüne duvar örüldü ve karşı kıyıları bir karanlık kapladı” sözleriyle  hikayesini sonlandıran Necatigil, Nilüfer‘i kaybolan ilhamların etkisiyle yazmıştır.

aksam-siiri-siiri-behcet-necatigil-min

Ne dersiniz, Nilüfer anılara gidilip mesut olunamayan bir yorgun güne mi yazılmıştır yoksa yitip giden bir sevgiliye mi? Yani,  Behçet Necatigil’in kaybettiği fotoğraf eski sevgiliyi mi temsil etmektedir yoksa büsbütün mazi olan günleri mi ? “Şiir bir yaşantıdır; bize el koymuş , içimize taş gibi oturmuş olayları, olguları biçimlere, kalıplara dökme işidir.” diyor Behçet Necatigil. Nilüfer‘de de içe taş gibi oturmuş bir yaşantının derin izlerini keşfetmekteyiz. Bu bağlamda, Nilüfer’in anılar doğrultusunda oluştuğunu söylemenin mümkün olduğunu düşünmekteyim. Nilüfer’de geçmişseverlik bilmeceli bir durulukta kaleme alınmıştır. Necatigil, lambaları bir bir açıp tozlanmış geçmişini aydınlatmış ve ona sayısız anlamlar yüklemiştir. Behçet Necatigil’in sükûttaki fısıldamaları olarak nitelendirebileceğimiz  Nilüfer, hiç kuşkusuz saklı kalmış duyguların sakin isyanıdır bence…