5d78ab0745d2a023a0d2b6eb

Değerli takipçilerim, emek vererek yazdığım yazıların arasına zaman zaman çok sevdiğim ve belki de   daha önceleri okuduğunuz bazı ibretlik hikâyeleri   düzenleyerek sizlerle paylaşacağım. Aşağıdaki yazı da bunlardan biri. İyi okumalar dilerim.

GELİN VE KAYNANA

Günün birinde güzel bir genç kız çok sevdiği aşığıyla evlenir. Evlendikten sonra kocası ve kaynanası ile birlikte yaşamaya başlarlar. Gelin ilk başlarda bu birliktelikten çok mutludur fakat ilerleyen günlerde kaynanası ile sorunlar yaşamaya başlar. Kuşak farkı ve yaşanmışlıkları nedeniyle kişilikleri tamamen birbirinden farklıdır. Genç gelin bu kuşak farkının da etkisiyle bazı sebeplerden dolayı her gün kaynanasıyla tartışır ve bu tartışmalar zamanla kavga boyutuna ulaşır.  Bu durumu sezen kocası da annesi ve eşi arasında kalır ve o da günden güne mutsuz olur. Çünkü bir yanda eşi bir yanda da annesi vardır.

Genç gelin  “Bu böyle gitmez, bir şeyler yapmak gerek.” diye kara kara düşünmeye başlar.  Her türlü sıkıntıya derman olduğu konuşulan yaşlı baharatçıya gider ve derdini ona anlatır. Yaşlı baharatçı genç gelini can kulağıyla dinler ve yardım ona edeceğini söyler.  Yardım için de bir karışım hazırlar ve bunu genç geline verir ve şöyle der:

– Bu karışımı üç ay boyunca her gün kaynanan için yaptığın yemeklerin içine az bir miktar koyacaksın. Kimsenin senden şüphelenmemesi için de ona çok iyi davranmalı, onun en sevdiği, güzel yemekleri yapmalısın. En kısa zamanda kaynanandan kurtulacaksın.

 

Sevinç içinde eve dönen genç gelin yaşlı baharatçının dediklerini aynen uygular. Her gün kaynanasının sevdiği en güzel yemekleri yapar. Kaynanasının yemeğine az miktarda o karışımdan damlatır.  O günden sonra kimse şüphelenmesin diye kaynanasına çok iyi davranır. Bir süre sonra kaynanası da çok değişir ve ona kendi kızı gibi davranmaya başlar.  Artık herkes mutludur, evde mutluluk rüzgârları esmektedir. Fakat genç gelin gün geçtikçe yaptığının bir hata olduğunu düşünür ve büyük bir pişmanlıkla birlikte suçluluk duymaya başlar. “Kaynanamın sonu ne olacak  acaba, onu öldürecek miyim, ben ne yaptım?” diye kara kara düşünürken sonunda bu duruma dayanamaz; pişman ve suçlu bir vaziyette baharatçı dükkânının yolunu tutar. Yaşlı adama şu ana kadar kaynanasına verdiği zehrin etkisini yok edecek panzehir için yalvarır. Kaynanasının ölmesini istemediğini söyler . Yaşanan gelişmeleri aktarır.  Baharatçı yaşlı gözlerle karşısında konuşup duran genç kıza bakar, gülmeye başlar ve der ki:

– Merak etme sana verdiğim karışım zehir değildi, hatta çeşitli vitaminler içeriyordu. Bu yüzden kaynananı zehirlemedin; olsa olsa onu daha da güçlendirmişsindir. Gerçek zehir ise senin ile kaynanan arasındaki tartışmada ve kavgadaydı. Öfke baldan tatlıdır derler.  Sen ona iyi davrandıkça o da değişti ve aranızdaki zehir yerini sevgiye bıraktı. Böylece siz gelin kaynana değil, gerçek bir ana kız oldunuz.

Sonuç olarak, hayat akarken, kendi içimizdeki zehirlerin panzehiri birbirimize daha çok sevgiyle ve iyilikle yaklaşmaktır. Sevgi de  iyilik de karşılığını mutlulukla bulacaktır. Yunus’un dediği gibi “Sevelim sevilelim, dünya kimseye kalmaz.