1

DÜŞLER, GERÇEKLER, İSTANBUL

1979 yılının Kasım’ında Yunan  bandıralı yük gemisiyle çarpışıp patlayan ve Haydarpaşa açıklarında batan Romanya bandıralı Independenta tankerinin görüntülerini,   televizyondan günlerce izlemiştim. 1983 yılında üniversitede eğitimi almak için geldiğim İstanbul’da, Boğaz’da ölü bir balina gibi yatan Independenta’nın enkazını yakından görmek nasip olacaktı.

Televizyonda gördüğüm görüntünün gerçeğini İstanbul’da gördüysem, sinemada veya televizyonda izlediğim Yeşilçam artistlerini de burada göreceğimi umuyordum. Bu düşüncelerle İstiklâl Caddesi’nde dolaşırken o yıl dünya genelinde büyük sükse yapan  Sylvester Stallone’nin “İlk Kan” filminin afişini gördüm. Yanlış hatırlamıyorsam “16. Zafer Haftası” yazılı bir pankart asılıydı sinemanın kapısında. “Vay arkadaş ya film dört aydır kapalı gişe oynuyor, bu film seyredilmez de hangi film seyredilir?” diye mırıldanarak kuyruğa girip biletimi aldım. Film gerçekten çok etkileyiciydi. Sinemadan çıkışta   İstiklal Caddesi’nin o kalabalığı içinde kendimi çok yabancı ve yalnız hissettiğimi hatırlıyorum.  Büyük şehir, insanı gerçekten yutuyordu. Kaldığım ev Kadıköy’de olduğu için geç kalmadan dönmeliydim. Ama yine de Taksim’e gelmişken kitapçı vitrinlerine bakmadan olmazdı. Ne de olsa edebiyat öğrencisiydim.  AŞK-I MEMNU YA DA UZUN BİR KIŞIN SİYAH GÜNLERİ”  kitabı yeni çıkanlar rafında gözüme çarptı… Hem edebi değeri olan hem de bütçeme uygun bir fiyatı olan bu kitabı sevinçle aldım.  Yazarı da o dönemde Yazko dergisinden tanıdığım Selim İleri’ydi.

İşte o kitapta Selim İleri’nin Cahide Sonku için yazdığı satırlar yüreğimi dağladı. Kitabın o bölümü derin tesirler bırakmıştı yüreğimde.  Kitabı okuduğum yıl tahminen Cahide Sonku öleli iki üç yıl kadar olmuştu ama böyle bir sonu yaşayarak öldüğünden haberim yoktu.  Okuduklarım benim ezberimi bozdu. Oysa Beyazperde  benim için ne kadar muhteşemdi, Yeşilçam’ın oyuncuları ne kadar erişilmez insanlardı. İşte İstanbul’a gelmiştim,  Beyazperde’de gördüğüm herhangi bir oyuncuyu İstiklal Caddesi’nde,  Beyoğlu’nda veya  Yeşilçam Sokağı’nda görme derdindeydim. Bu düşleri kurarken  Selim İleri’nin Cahide Sonku için yazdıklarını okuyunca ayaklarım suya erdi, bu yazı sayesinde  hayatın acımasız yüzünü bir kez daha hatırladım. Bastığı  yerlere halılar serilen, ayakkabısından şampanyalar içilen stardan Beyoğlu’nun arka sokaklarında elinde ispirto şişesi, dudağında bekçi düdüğü ile her şeye isyan edercesine sallana sallana gezinen Cahide Sonku’ya.  Türk sinemasının starlığından  Çiçek Pazarı’nın kuytu meyhanelerinde zil zurna sarhoş olup  sokaklarda avare avere  dolanan   Cahide Sonku’ya… 1981’in 18 Mart’ında henüz kavrayamadığımız fırtınalı kişiliğiyle  ışıklar, buğular, aylalar içinde, tam da pembe-beyaz baharlar açarken 65 yaşında aramızdan ayrılmıştı ünlü yıldız.  Bu yazıyı okuyunca çok özendiğim, hayranlık duyduğum film sanatçılarının da insan olduğunu, onların da sıkıntıları ve dertleri olabileceği gerçeğini yeni kavramış gibiydim. Daha sonraki zamanlarda sahnelerden ve Beyazperde’den tanıdığım ve erişilmez bulduğum sanatçıların bazılarının sonlarını araştırmak gibi bir merak girdabına düştüm.  Cahide Sonku’dan başka 18 Nisan 1977 yılında sabahın dördünde bir trafik kazasında daha 24 yaşında şöhretin doruklarındayken aramızdan ayrılan ses sanatçısı Esengül’ün hazin ölümü… 2 Eylül 1983’te eski eşi tarafından öldürülen Feri Cansel acıklı sonu…  1992 yılında intihar eden Seher Şeniz…  Sanatının zirvesindeyken 1989 yılında eski eşi tarafından öldürülen “Acıların Kadını” Bergen’in acıklı hayat öyküsü… Bunların yanı sıra Yeşilçam’ın emektar birçok sanatçısının acıklı sonları ile ilgili bilgilere ulaştım. Kendimi üzecek o kadar malzeme buldum ki anlatamam. Davulun sesi uzaktan hoş gelir derler ya. “Hey hayat! Hiç göründüğün gibi değilsin.” diyerek sözlerimi sonlandırmak istiyorum.

Saygılarımla Elmas Balım

 

 

 

 

Samsung Galaxy akıllı telefonumdan gönderildi.