bu

KRAL AMATOKUS’UN ALTIN MASKESİ (Haluk Ecevit)  

Sosyal medya sayesinde tanıdığım ve daha sonraları görüşüp tanışma  imkânı bulduğum değerli kardeşim Haluk Ecevit’in son kitabını okuduktan sonra birkaç cümle ile duygu ve düşüncelerimi   paylaşmak istedim.  Öncelikle  şunu belirteyim ki Haluk Ecevit’in ilk kitabı olan “Maşatlığa Kırlayan Kızan”ın bende çok ayrı bir yeri var. Maşatlık kelimesi çocukluğumda duyduğum ve manasından etkilendiğim bir kelimediri. Köyümüzün yamacında olan Rumlardan kalan mezarlığın adıydı maşatlık. Bu kelime sadece bizim köye has bir ifade sanıyordum taa ki Haluk Ecevit’in “Maşatlığa Kırlayan Kızan” kitabını görene kadar. Bazıları için bu kitap ismi tuhaf gibi görünebilir ama bana çocukluğumu yansıtan bir ayna özelliğini taşıyor. Kitap elime geçer geçmez bir çırpıda okudum.  Kitaptan çok etkilenmiştim. Her okuduğum bölümde çocukluğumu ve köyümde geçirdiğim günlerimi tekrar yaşar gibi oldum. Düşündüm de  bizden öncekiler birikimlerini neden bu şekilde derleyip kitaplaştırmamışlar diye hayıflandım.  Yöremizde bu tarz kitap çalışmaları olmuştur  belki ama ben rastlamadım. Bu kadar güzel kurgulanmış   bir kitaba Haluk kardeşim sayesinde kavuştum. O yüzden kendisine minnettarım.  Haluk kardeşimin gerek büyüklerden dinleyip kitabında bize aktardığı   ve gerekse çocukluğunda yaşadıklarını anlattığı yazılarını okuyunca onun  hafızasına hayran kaldım. Tebrikler Haluk Bey. Haluk Ecevit’in ikinci kitabı olan “Canım Kardeşim” de aynı şekilde başarılıydı.  Yazarımızın üçüncü kitabı olan “Aşrı Memleket” elime geçmedi çünkü bu kitabı yeni duydum. En kısa sürede onu da temin edip okumaya çalışacağım.  Haluk Ecevit’in ilk çocuk romanı olan “ Kayıp Zaman Çocukları”  da çok başarılıydı . Bu güzel eser çocuk edebiyatımız için bir kazançtır. Geleceğimizin teminatı olan çocuklarımıza okumayı sevdirmek adını rahatlıkla önereceğimiz bir kitap. Günde lüks bir sigaraya ortalama 15 lira veren insanımızın ayda yılda 15 lira vererek bir kitap almaktan kaçınmasına da anlam veremiyorum.  Ayda 400-500 lira sigaraya para veren kardeşim hiç olmazsa ayda   15 lira ver de çocuğun bir kitap hediye et. Kitap en iyi arkadaştır. Kitaplar sessiz öğretmenlerdir. İyi bir kitap gerçek bir hazinedir. Bir gün sigaraya ara verin onun parasıyla çocuğunuza bir kitap hediye edin, derim.

Gelelim Haluk Ecevit’in son kitabı olan “KRAL AMATOKOS’UN ALTIN MASKESİ”ne.

Öncelikle kitap fiziki görüntüsüyle çok başarılı.  Sayfa sayısı, harf karakteri, harflerin puntoları çok başarılı. Hepsi ideal ölçülerde.  Hatırlıyorum da Haluk Ecevit’in ilk kitabında harf puntoları çok küçüktü ve zor okunuyordu.  Hatırladığım kadarıyla ikinci baskıda bu hatadan dönüldü.  Bu kitap içerik olarak da çok başarılı bir eser olmuş.  Çocuk romanı olmasına rağmen yetişkinler de bu kitabı severek okuyabilir.  Yazarımız bu son kitabında Trakya’yı ve özellikle Edirne’yi çok iyi tanıtmış.  Roman çok güzel kurgulanmış. Yazarımızı tebrik ediyorum; güzel kitaplarının devamını diliyorum. Değerli kardeşim Haluk Ecevit’e bundan sonraki yazın hayatında başarılar diliyorum.  Elmas Balım

 

 

Haluk Ecevit Kimdir?

Şubat 1983’te Trakya’nın bir köyünde doğan Yazar, Ankara Üniversitesi Muhasebe Bölümü mezunudur. 2011 yılından bu yana Serbest Muhasebeci ve Mali Müşavirlik sertifikasına sahip olan Ecevit, 2007 yılın­da başladığı iş yaşamını, özel şirketlerde çalışarak sürdürmektedir.

Haluk Ecevit, Nisan 2O15’te Trakya köy insanını, bir çocuğun penceresinden anlattığı ‘Maşatlığa Kırlayan Kızan1 adlı anı/öykü türündeki kitabı ile edebiyat dün­yasına merhaba dedi. Mayıs 2016’da aynı türdeki ikinci kitabı olan ‘Canım Kardeşim’i okurlarıyla buluşturdu. 2017 yılında İletişim Yayınları’ndan çıkan ‘Aşrı Memle­ket’ adlı kitaba, Trakya düğünlerini yazarak katkıda bulundu.

Edebiyat serüvenine, ilk çocuk romanı olan ‘Kayıp Za­man Çocukları’ ile devam eden Yazar, elinizdeki bu kitapla alanındaki kariyerini zenginleştirmeye devam etmektedir.

Kendisi 2017 yılından beri evlidir.

E-posta: halukecevit@gmail.com

KRAL AMATOKOS’UN ALTIN MASKESİ

 

“Ezberlenerek zihinde tutulmaya çalışılan
bilgi bizi sadece sıradan yapar. Hayal gü-
cü, mantık ve yaratıcılıkla desteklenen
bilgi ise bizi mutlak gerçeğe götürür!”

B şubesindeki öğrencilerin peş peşe esne­diğini fark eden fen bilimleri öğretmeni Öz­len Yiğit, pencere kenarına yakın oturan öğ­rencilerden Ekine pencereyi açmasını söyle­di. Açılan pencereden giren oksijen, bir anda içeriyi ferahlatmaya yetmişti. Kendi dersinin konularının içine girdiği için, sınıfın durumunu hemen fark etmişti Özlen Öğretmen. Çoğu zaman uyku ile bağdaştırılan esneme, aslında insan vücudunun yeterince oksijen alamama­sının bir tepkisiydi. Temiz hava, öğrencilerin dikkatlerini toplamalarına yardımcı olurken, bir yandan da içinde barındırdığı kokular ile bahar mevsimini müjdeliyordu. Evet, aylar­dan mayıs, günlerden perşembe, derslerden ise fen bilgisiydi.

O an ayakta ve tahtanın önünde olan öğ­retmenleri ellerini birbirine bir defa vurup tüm dikkatleri üzerine topladıktan sonra hemen söze girdi. “Evet arkadaşlar, bugünkü işlememiz gereken konu sona erdi. Şimdi be­ni aynı dikkatle dinleyin. Size bir haberim var. Okul müdürümüz bu derse girmeden ön­ce beni yanına çağırıp benden iki öğrenci is­tedi.”

Özlen Öğretmen konuşmasına biraz ara verip sınıfın tepkilerini gözlemlemeye başla­dı. Yirmi dokuz kişilik 6-B sınıfının tüm öğ­rencileri, “Ne oldu ki, ne için öğrenci istemiş müdürümüz?” sorusunu bakışları ile birbirle­rine soruyorlardı. Acaba olumsuz bir durum mu vardı? Yoksa bütün okul öğrencilerinin elbirliği ile ekip suladığı ve şimdi neredeyse küçük bir orman hâlini alan okul korusuna bir okul pikniği mi planlanmıştı? Her sene sonun­da böyle bir kır gezisi olurdu çünkü. Bu iki öğrenci, gezi kulübü görevlisi gibi çalışıp bu pikniği mi planlayacaktı? Yoo, hayır! Yoksa aşı mı vardı? Ama aşı birinci ve sekizinci sı­nıfta olunmuyor muydu?

Sınıfında yeterince merak uyandırdığını anlayan öğretmenleri tekrar söze girdi: “Ar­kadaşlar, köyümüzün bağlı bulunduğu beledi­yenin düzenleyeceği okul gezisi için benden iki öğrenci istendi. Önce isterseniz gezinin içeriğinden bahsedeyim. Belediyenin minibü­sü pazar sabahı erkenden köye gelerek bizi alacak ve yola çıkacağız. Peki nereye? Benim de memleketim olan Edirne şehrine… 6 gün boyunca oradaki tarihi eserleri ve müzeleri gezeceğiz. Hem eğleneceğiniz hem de yeni bilgiler edineceğiniz bir gezi olacak bu!”

Öğrencilerinin gözlerinde, gittikçe artan parıltıyı fark eden öğretmenleri olaya biraz

Reklamlar