20190616_112550

ALMANYA, LÜKSEMBURG, FRANSA, BELÇİKA, HOLLANDA TURUMUZ

(14-21 HAZİRAN 2019)

2019 yazında en güzel tatilimiz, dolu dolu geçen 8 günlük “ALMANYA, LÜKSEMBURG, FRANSA, BELÇİKA,HOLLANDA”  (14-21 Haziran 2019)   turumuz oldu.  Bu tur sayesinde, daha önceleri gezdiğimiz ülkeleri de sayarsak toplamda 13 ülkeyi görme şansına da erişmiş olduk.

 GEZİMİZİN BİRİNCİ GÜNÜ – (İSTANBUL-DÜSSELDORF-KÖLN-LÜKSEMBURG)

 14 Haziran 2019 Cuma günü İstanbul Havalimanı’ndan saat 11.00’de kalkan Atlasglobal firmasına ait uçağımız, yaklaşık üç saat süren uçuşumuzdan sonra saat 13.00 sularında Almanya’nın Düseldorf  Havaalanı’na indi.  Uçaktan indikten sonra pasaport kontrolünden sonra bagajlarımızı aldık ve tur otobüsümüze binip ilk durağımız olan Köln şehrine gittik. Orada yaklaşık bir saatlik bir şehir turu yaptık.  Eşimle 2006 yılında da Köln şehrine gelmiştik. O yüzden Köln bize pek ilginç gelmedi.

2

Biraz gezip alışveriş yaptıktan sonra Dom Katedrali önünde fotoğraf çekildik. Daha sonra da  otobüsümüze binip Lüksemburg’a doğru yola çıktık.

Lüksemburg’ta bizi kapalı bir hava karşıladı.  Otobüsümüzden inince ilk önce UNESCO tarafından “Dünya Kültür Merkezi” kabul edilen eski şehir merkezini gezdik. Lüksemburg’ta dar sokakların yanı sıra; Anayasa Meydanı, şehir katedrali, Dükler Sarayı’nı da görmek nasip oldu. Gezdiğimiz bir meydanda müzik etkinliği vardı, onu izledik, fotoğraf çekip çekim yaptık.

3

Bir sokakta da “İstanbul Dönercisi” adlı bir dükkân gördük. Orada akşam yemeği yedik. Döner, ayran iyi geldi. İşletme sahibi Elazığlı imiş ama bizimle ilgilenen garson Azerbaycan Türkü olduğunu söyledi. Yemekten sonra otobüsle otelimize gittik. Otelimizin adı  “İbis Hotel”di. Otelimiz güzeldi, hizmetinden ve konforundan memnun kaldık.

İKİNCİ GÜN( REMİCH, SCHENGEN,METZ)

  1. gün, sabah kahvaltısının ardından Remich ve Schengen turuna katıldık. Bu tur normalde ekstra görünüyordu ama bizden para talep edilmedi. İlk önce üç ülkenin (Lüksemburg-Almanya-Fransa) sınırlarının kesiştiği Remich kasabasını gezdik. Burada alış veriş yaptık. Bu bölgenin fiyatları diğer bölgelere göre daha ucuzmuş çünkü vergiler çok düşükmüş.Remich’te girdiğimiz dükkânda en ilgimi çeken şey raflarda Tekirdağ rakısının da olmasıydı. Sonuçta ben de bir Tekirdağlıyım ve bu Tekirdağ rakısına Remich kasabasında rastlamak çok ilginç geldi. Sonrasında Schengen Antlaşması’nın yapıldığı bina ve anıt önünde fotoğraf molası verildi.4                                  Burada biraz zaman geçirdik, fotoğraf çektirdik. Schengen Anlaşması’nın imzalandığı tekneyi gördük. Rehberimiz Schengen Vizesi hakkında bizleri bilgilendirdi. Rehberimiz  Avrupa Birliğinin temellerinin bu kasabada atıldığını ve sonrasındaki gelişmeleri anlattı. Schengen Anlaşması ilk olarak 14 Haziran 1985’te Avrupa Topluluğu üyesi olan beş ülke arasında imzalanmış. Bu ülkeler Fransa, Almanya, Belçika, hollanda ve Lüksemburg’muş. Amacı sınır kapılarındaki polis ve gümrük kontrollerini ortadan  kaldırmakmış. Ardından 19 Haziran 1990’da imzalanmış olan “Schengen Anlaşmasını uygulama Konvensiyonu” bu durumu uygulamaya koymuş. Bu anlaşma Lüksemburg, Fransa ve Almanya sınırlarının kesiştiği Schengen kasabasında imzalanmıştır. Buradan ayrıldıktan sonra güzergâhımız üzerindeki Fransa’nın  Metz şehrine uğradık.5

Metz’de ilk önce panoramik şehir turu yaptık.  Burada bir sokak pazarına denk geldik.  Pazardan muz ve kayısı aldık.

Bu pazarda Kahramanmaraş’ın Elbistan ilçesinden otuz yıl önce Metz’e gelmiş bir yurttaşımızla tanışıp sohbet ettik. Hatıra olsun diye bana bir kemer hediye eden kardeşime teşekkür ediyorum.

Tur sonrası Paris’e hareket ettik. Paris’e varınca ilk önce panoramik   şehir yaptık. Turumuza Eyfel Kulesi, Champs Elysees, Da Vinci’nin Şifresi’ne konu olmuş Louvre Müzesi ve piramit, D’orsay Müzesi, Zafer Takı, Etoile Meydanı, Napolyon’un mezarı, meclis binası, 3. Aleksandr Köprüsü’nün yanısıra; 1990 yılı sanayi fuarı amaçlı yapılmış Grand Palace ve Petite Palace, 1789 Fransız devrimine konu olmuş Concorde Giyotin Meydanı’nı dahildi.

Tur sonrası otele transfer edildik. Otel, şehir merkezine uzak bir noktadaydı. Konforu orta hâlliydi. Sabah kahvaltısı bana göre biraz zayıftı. Gerçi öğrendiğimiz kadarıyla turlarla gelinen otellerde genellikle bu düzeyde bir hizmet sunuluyormuş.

ÜÇÜNCÜ GÜN (PARİS,EYFEL)

3. gün sabah kahvaltısının ardından ekstra olarak Eyfel Kulesi, Seine Nehri tekne gezisi + Montmarte Ressamlar Tepesi + Sacre Coeur Bazilikası + Notre Dame Katedrali turu var. Bu tur, kişi başı 85 Avroydu. Biz bu tura katılmak yerine serbest zamanı tercih ettik. Turda tanıştığımız İzmitli bir aile ile birlikte gezmeye karar verdik.

Bir Uber ile şehir merkezine geldik ve ilk önce Eyfel Kulesi’ni gezdik. Çekim yaptık. Bol bol fotoğraf çekildik.  Sonrasında Seine Nehri üzerinde bir saatlik tekne gezisi ile adalar etrafında tur atıp Paris’i ve köprülerini nehirden görmenin keyfini çıkardık. Tekne gezisinde tesadüfen bir gencin kız arkadaşına evlilik teklifi şovunu izledik. Sonradan öğrendik ki bu gençler de Türk’müş. Zaten Avrupa’da her yerde bir Türk’e rastlamak mümkün.  Yürüyerek “Zafer Takı”nın olduğu meydana vardık.

6

Günlerden pazar olduğu için sokaklar çok sakindi. Zafer takının olduğu meydanda Cezayirli bir gencin tezgahından waffle aldık. Gencin adı Abdül’müş. Kâh Arapça, kâh Fransızca, kâh İngilizce neşeli bir sohbet eşliğinde wafflelerimizi yedik.Daha sonra Paris’in en meşhur caddelerinden biri olan ve orijinal adı   Champ Elysees olan Şanzelize Caddesi’nde turladık.

Öğrendiğimize göre caddede kullanılan sokak lambaları 1838 yılında dikilmiş.  Şanzelize Caddesi dünyanın en ünlü ve gösterişli caddelerinden biri kabul ediliyor . Şanzelize Cadddesi’nin uzunluğu ortalama 1950 metre civarındaymış.

Bu uzun ve geniş yol sizi Luksor ve Zafer Takı’nın yanı sıra ünlü Louvre Müzesi’ne götürebilir. Şanzelize’nin alt kısımları parklar, oteller, tarihi tiyatro ve müzelerle çevriliydi. Cadde boyunca uzanan aynı özellikte ve simetrik biz görüntüye sahip ağaçlar caddenin her iyi yanını  yeşil ve naiftir bir şekilde süslüyordu. Üst kısımlarda ise dünyaca ünlü mağazalar, ünlü kafeteryalar, tiyatro ve sinemalar vardı.7

Bu caddede birer  capiçino içtikten sonra. Concorda Meydanı’na inip biraz soluklandık.

8

Daha sonra metro ile Paris’in en eski ve en yüksek tepesi olan Montmarte’a gittik, Montmarte Ressamlar Tepesi’nde gezdik.

9

64670231_10157180954803260_705254675342950400_n

Uygun bir yerde soğuk bir şeyler içtik. Daha sonra Sacre Coeur Bazilikası’na gittik.

 

Ekran Alıntısı

Tur sonunda bir sokakta Halal Food isimli bir dükkânda dürüm döner yedik, ayran içtik. Vakit akşam olmuştu. Epeyce yorucu bir gündü. Çağırdığımız Uber geldi ve otelimize döndük. Bu arada Uber şoförü Türk olduğumuzu öğrenince yol süresince Türkçe müzik çaldı. Bizim için çok keyifli oldu bu yolculuk. Otelimize varıp istirahate çekildik.

DÖRDÜNCÜ GÜN (DİSNEYLAND)

13

  1. gün sabah erkenden İzmitli arkadaşlarımızla yine Uber eşliğinde bu defa da Disneyland’a gittik. Disneyland gerçekten anlatılmaz, yaşanır. Muhteşem bir yer ve buranın tadını çıkarmak için kesinlikle bir gün yetmez. Burada en çok da oğlum Furkan eğlendi.12Çıkışta heyecanlı saatler yaşadık. Furkan buradan bir hediye almayı unutmuş ve bu yüzden dönüş saatimize yakın tekrar buluştuğumuz noktadan ayrılıp alışverişe gitti. Dönüş çok kalabalık olduğu için birbirimizi bulmakta çok zorlandık. Bu arada bizi almaya gelen Uber de çıkış kapısında bekliyormuş.14 Uber’e binen diğer aile bizi arıyor, biz de Furkan’ı arıyoruz. Bu zaman dilimi inanın benim için çok zor saatlerdi. Nihayet birbirimizi zor da olsa bulduk. Uber şoförü, Lübnan asıllı bir bayandı. Gayet güzel Türkçesi vardı. Biraz konuştuk Ermeni asıllı olduğunu söyleyince sohbet başlamadan bitti nedense. Şoför bizi otelimize getirdi.

 

BEŞİNCİ GÜN ( PARİS’E VEDA VER ELİNİ BELÇİKA)

5.gün, sabah kahvaltısının ardından Brüksel’e hareket ediyoruz. Güzergâh üzerinde olan; tablo gibi kanalları, eski köprüleri, UNESCO koruması altındaki yapıları ve çikolatası ile ünlü Brugges kentini turluyoruz.44 Brugge’de patates kızarması yedik meşhur, çikolatalarından aldık. Öğle yemeğimizi de meydandaki bir MCDonalds’ta yedik. Belfry Kulesi önünde fotoğraf çektirdik. Avrupa’nın neredeyse bütün şehirlerinde meydanlar, kanallar vardır. Brugge’deki meydanın adı ise Markt Meydanı.  Bu meydan 958 yılında pazar yeri olarak kullanılmaya başlanmış. Bu uygulama günümüzde de devam ediyor.

Sonrasında da her çarşamba, pazar tezgâhlarında taze meyve, sebze, çiçek, et ve peynirin yanı sıra sıcak ve soğuk atıştırmalıklar görücüye çıkıyormuş. Brugges merkezine varınca Ortaçağ büyüsünü yaşamaya başlıyorsunuz.

Birinci Dünya Savaşı sonrası Avrupa’da çoğu şehir yerle yeksan olsa da  Brugge bu felaketi ucuz atlatan yerlerden olmuş. Savaş, bu şehri es geçtiği için de ilk günkü gibi duruyor. Rivayete göre de şehir, Ortaçağ’daki büyüklüğünü hiç aşmamış, genişleyip bozulmamış.

Brugge’de kalmak, sokaklarında kaybolmak, tarihini, doğasını ve kokusunu sindire sindire, doya doya yaşamak gerek.  Zamanda yolculuk yapmak kolay değil, o yüzden de bizim Brugge’de geçirdiğimiz süre ne yazık ki yeterli değil.

gga

Brugge şehrinin kendine has özel bir kokusu var, o da  çikolata. Birbirinden şık tasarım dükkânlarda satılan, birbirinden lezzetleri çikolataların tadı sizi kendinizden geçirecek. Patates kızartması konusunda da oldukça iddialılar. Özellikle soslu patatesler ile bin bir çeşit özel yapım biralar size günün her saatinde eşlik edebilir.

Bu şehirde her köşe başında elinde dondurma külahı ile değil, patates külahları ile dolaşan insanlar görürseniz şaşırmayın. Bu lezzeti siz de deneyin.

Şehrin hemen her yerinden kanallar geçiyor ve bu kanallarda tekne ile gezinti yapmak çok keyifli. Kişi başı 8 avroya 1 saat süren püfür püfür tekne yolcuğunda rehber size tüm tarihi yapıların hikâyesini anlatırken tüm önemli yapıları da nehirden görmüş oluyorsunuz. Şehrin Orta çağ ruhunu daha derinden yaşamak için at arabaları ile şehri keşfetmek de çok romantik bir alternatif ama 50 avroluk

Markt Meydanı: Brugge’un en ünlü meydanı ve şehrin kalbinin attığı yer.

hhh

Bir de hani tüm fotoğraflarda, magnetlerde, tüm hediyelik eşyalarda yer alan rengarenk kurabiye evler var ya, işte o evler de bu meydandalar. Meydanda şehri gezebileceğiniz faytonları bulabilir, Historium adlı tarih müzesini ziyaret edebilirsiniz.

Belfort Kulesi: Şehri en iyi görebileceğiniz, Brugge’un en yüksek noktalardan birisi ise tarihi Belfort Çan Kulesi, manzaraya ulaşmak için 366 basamağı yürüyerek çıkmanız gerekiyor. Biraz yoruluyorsunuz ama kuşbakışı Brugge manzarası bu yorgunluğu unutturuyor.

Burgge Meydanı: Brugge’un diğer önemli meydanında sizi Gotik, Rönesans ve Neoklasik tarzda biri birinden ihtişamlı binalar karşılıyor.

22

İçlerinde en görkemlisi ise hiç kuşkusuz belediye binası City Hall.

Saint John’s Hastanesi: “Ne alaka, hastane mi gezeceğiz?” demeyin. Burası 800 yıl önce yolcular, fakirler ve hastalar için inşa edilmiş. 1978 yılına kadar da hizmet vermiş. Şu an müze olarak; rahibe ve keşişlerin tıbbi hizmet verdiği Orta çağ koğuşlarını, sanat eserlerini, tıbbi aletleri ve Hans Memling’in altı tane tablosunu görmek için müzeyi ziyaret edebilirsiniz.

44A

 Güzel bir geziden sonra Brüksel’e  doğru yola çıktık ve nihayet Brüksel’e vardık. Otobüsle Brüksel şehir turu yaptık. Turumuzda Kraliyet Sarayı, Çin ve Japon evleri, Grand Place, Borsa Binası, Atomium Anıtı, Heysel Stadyumu ve Mannequin Pis’i (işeyen bebek heykelini) gördük. Brüksel Meydanı’nda güzel saatler geçirdik. Brüksel’in çifte kavrulmuş patateslerinden yedik.

zzzzzzzzzzzzzzzzz

“Sos ister misiniz?” sorusuna verdiğim “Yes” cevabı, 1 avroya mal oldu. Tur sonrası otele transfer edildik. Buradaki otel de şehir dışındaydı. Yol güzergâhımız yemyeşildi. Her tarafta ağaçlar, yemyeşil bir doğa ve mis gibi bir hava eşliğinde otelimize vardık. Otelin ilginç yanı gece otelde personel yoktu. Adamlar gece niye çalışsınlar ki? Her şeye doymuşlar. Geceyi de evinde çoluk çocuğu ile geçirmek isteyen otel personeli her şeyi otomatiğe bağlayarak saati gelince otelden ayrılmışlar. Kaldığımız oda çok konforluydu. Buradan da memnuniyetle ayrıldık.

 ALTINCI GÜN ( BRÜKSEL’E VEDA, VER ELİNİ AMSTERDAM)

6, gün, sabah kahvaltısının ardından Amsterdam’a hareket ettik. Hollanda topraklarında ilk molamızda bir Türk işletmeciyle karşılaştık. Yeni demlenmiş mis gibi Türk çayından içtik. İşletme sahibi Bayburtlu Yakup  adında bir gençti.

Vedalaşırken Yakup kardeşimiz oğlum Furkan’a dondurma ikram etti. Buradan kendisine teşekkür ederim. Gözünü sevdiğim yurdum insanı. Nereye gitse kişiliği, yardımseverliği değişmiyor. Ne büyük bir milletin torunlarıyız şükür.

77

Amsterdam’dan önce Delft şehrine uğruyoruz.

DelftHollanda‘nın Güney Hollanda ilinde bulunan bir şehir. Kanalları ve iyi korunmuş eski yapılarıyla Delft tipik bir Hollanda şehri. Hollanda’ya kadar gelmişken yaklaşık 100 bin kişinin yaşadığı Deflt‘i görmeden olmazdı.  Rotterdam ve Lahey şehirleri arasında kalan,bir saatte dolaşabileceğiniz kadar küçük ama alacağınız haz da o derece büyük . Burası adeta bir hazine kent.

88

Mavi Delft şehrinin simgesiymiş. O zaman bir fotoğraf iyi olur.

 

qq

Nihayet Amsterdam’a vardık. Kısa bir Amsterdam turu yaptık. Yaklaşık bir saatlik serbest zamandan sonra otele transfer edildik. Buradaki otelimiz tur boyunca kaldığımız en iyi oteldi.

YEDİNCİ GÜN (AMSTERDAM)

  1. günde ilk defa ekstra tura katılmaya karar verdik. Marken ve Volendam, Zaanse Schans, kasabaları gezilecek yerler arasındaydı. Sözde bu ekstraya kanal turu da dâhildi ama rehber bana verilen kâğıtta kanal turu yok diyerek işi geçiştirdi. Amsterdam’ın muhteşem kalabalığından sıyrılıp yaklaşık yarım saatlik bir yolculuğun ardından  Marken’e geldiğimizde ilk düşündüğüm bu kasabada kimsenin yaşamadığıydı. Bu sükûnetin sebebi ise Marken’in bir zamanlar ada olmasından kaynaklanıyor sanıyorum. Karayla arasına kurulan yol sonrasında arabayla ulaşımın sağlanabildiği bir kasaba hâlini alan Marken, toplumdan kopuk görüntüsünden uzaklaşarak turistik bir yere dönüşmüş.marken

Dar yolları, legoları andıran rengârenk evleri, çiçeklerle süslü pencereleri, düzenli bahçeleri ve evlerin önünden geçen küçük kanallarıyla gerçek bir masal diyarı Marken’in en önemli simgelerinden biri de tahta ayakkabılar. Bu ayakkabıların hâlâ üretilme sebebi ise yüzyıllar boyunca insanoğlunun değişmeyen tek duygusu ayakkabıya işlenen aşk…

marken2

Rivayete göre, sefere çıkan balıkçılar, yolculukları boyunca bu ayakkabıların üzerine motifler işler, dönüşte sevdikleri kıza hediye ederlermiş. Sadece sefere gidenler değil, kasabada yaşayan gençler de sevdiği kızın kapısına bu tahta ayakkabılardan bırakırmış. Ertesi sabah, eğer genç kız bu ayakkabıları giyerse ailenin de bu aşka onay verdiği anlaşılırmış. Bu bir anlamda onların geleneksel evlilik teklifleriymiş.  Marken’e vardığımızda,  “Yola çıkarken mankene gidilecek demiştiniz, burada manken filan göremiyorum.”  şeklinde espri yaparak arkadaşları güldürmüştüm. Marken’de; Hollanda’da meşhur olan tahta ayakkabı yapılan bir dükkâna   uğradık. Alışveriş yaptık, tahta ayakkabıların yapılışını izledik ve çıkarken çifti 22 Avro olan tahta ayakkabılardan bir çift aldık.

Daha sonra Hollanda’nın gerçek güzelliğini yansıtan, eski bir balıkçı kasabası olan Volendam’a gittik.

volendam

Burada geçirdiğimiz zamana doyamadık.

vlcsnap-2019-07-03-19h23m12s331

Volendam’da balık yemeden olmazmış. Biz de öyle yaptık ve leziz “kibbeling”  yedik. Orta boy bir porsiyon 6 avroydu.

kibbeling-saus

Mezgit ya da morina balığından yapılan mükemmel bir atıştırmalığın diğer adıdır kibbeling. Beyaz etli mükemmel balıkların unlu bir karışıma batırılarak kızartılmasıyla yapılan bu lezzete Volemdam’da  çok meşjur . Porsiyonlar genelde oldukça iddialıdır. Ekmeksiz ve yanında verilen mayonezli soslara banılarak yenir. Kalorisi oldukça yüksektir fakat tadını aldıktan sonra kesinlikle pişman etmez.

Eşim onu tercih ederken biz oğlumla 8 avro olan duble seçeneğinde karar kıldık. Bu tatilde en memnun kaldığım yiyecekler: Brüksel’de yediğimiz patates cipsi ile Volendam’da yediğimiz morina balığıydı. Volendam’da,  saatinde arabaya gelmeyen eşimi yarım saat aramak zorunda kaldık.  Daha sonra da yel değirmenleri ile büyülü bir kasaba olan Zaanse Schans’a gittik.

ğğğğğğğğğğğ

Zaanse Schans özellikle yel değirmenleriyle 17. yüzyıl havasını bünyesinde barındıran ve gerçekten görülmeye değer bir yer. Ben burasını çok sevdim ama zamanımız kısıtlı olduğu için buradan çabuk ayrıldık. vlcsnap-2019-07-03-19h17m56s636

Tur otobüsümüzle Amsterdam meydanına geldik, yaklaşık üç saatlik serbest zaman verildi. Biz, rehber eşliğinde ilk önce çiçek pazarına gittik. Öğle yemeği olarak patates cipsi aldık. Burada da Türk garsonlar ile sohbet ettik. Eşim çiçeği çok sevdiği için burada doyasıya gezindi.

Daha sonra Dam Meydanı’na geldik. Bu meydanda Türkçe ezgiler çalan bir grup vardı. Onları dinledik. Çekim yaptık. Artık tatilimizin sonuna gelmiştik. Amsterdam’a gelmişken kentin sembolü olan meşhur (I amsterdam) yazısı önünde fotoğraf çektirmeden olmazdı. Yılda ortalama 17 milyon insanın ziyaret etti söylenen bu yazının belediye meclisi kararıyla kaldırtıldığını öğrendik

.66

Kararlaştırdığımız saatte otobüsümüze binip otelimize gittik. Tatilimizin son gecesi olduğu için valizlerimizi hazırlamaya başladık.

SEKİZİNCİ GÜN ( AMSTERDAM’A VEDA  VE  DÜSSELDORF- İSTANBUL)

  1. gün, sabah kahvaltısından sonra otobüsümüze binip Düsseldorf’a doğru yola çıktık. Yolda bazı noktalarda mola vererek Düsseldorf’a vardık. Uçağımız 16.00 gibi havalandı. Akşamüzeri İstanbul Havalimanı’na vardık. Bizi burada karşılayan damadım Ufuk ile Tekirdağ’a doğru yola koyulduk. Yorucu ama bizleri mutlu eden bir tatilin daha sonuna gelmiştik. Daha nice tatillere inşallah.

Ekran Alıntısı

4488

Reklamlar