222

Geçenlerde her zaman olduğu gibi dükkanda bilgisayar başında oturuyordum.Öğrenci olduğunu sandığım bir genç heyecanlı heyecanlı yanıma gelerek. “Abi telefonumdan bir şey indirip çıktısını alır mısınız?” dedi. “Olur.” dedim ve belgeyi indirip çıktısını aldım.Kağıdın başlığında “Zinciri Kırma” yazıyordu ve bana karmaşık gelen bir takvim yaprağına benziyordu. “Bu nedir?” diye sorunca ,genç kardeşim heyecanlı heyecanlı anlatmaya başladı. Barış Özcan ,dedi .. Çok iyi yaa, dedi.Hatta abi ben sana kanalını göstereyim incelersin,dedi. Youtube’den Barış Özcan’ın “Zinciri Kırma” videosunu gösterdi.Delikanlı gittikten sonra öylesine tıkladım videoyu. Videoyu dinledikçe beni içine çekti.Öncelikle Barış Özcan’ın konuşması, diksiyonu beni çok etkiledi.Bilgi olarak da çok donanımlıydı.Çoğu videolarını beğeniyle ve istifade ederek dinledim.Videolar çok faydalı bilgiler içeriyordu ve her biri bana çok ilginç geldi.Eve gelince oğlumla da  videolardan bazılarını dinledik.Daha o akşam oğlum ile ” Her gün en az 10 dakika kitap okumak” şeklinde bir hedef belirledik.Umarım zinciri kırmadan 2017 yılının sonuna ulaşırız.Sizlerin de mutlaka bir Barış Özcan videosu dinlemenizi öneririm.Sizler de çok farklı hedefler belirleyerek bu güzel etkinliğe başlayabilirsiniz.Kolay gelsin.Başarılar.

zinciri-kirma-2017-takvimi_2-1222

Monteigne’in DENEMELER kitabında yer alan “Alışkanlık” başlıklı yazı bu konu ile alakalı olduğu için onu da sizlerle paylaşmak istedim.Umarım bu paylaşımım güzel alışkanlıklar edinmemize vesile olur.

Alışkanlık

Bir köylü kadın, bir danayı doğar doğmaz kucağına alıp sevmiş, sonra da bunu âdet edinmiş, her gün danayı kucağına alır taşırmış; sonunda buna o kadar alışmış ki, dana büyüyüp koskoca öküz olduğu zaman, onu yine kucağında taşıyabilmiş. Bu hikâyeyi kim uydurduysa, alışkanlığın ne büyük bir güç olduğunu çok iyi anlamış olacak. Gerçekten alışkanlık pek yaman bir hocadır ve hiç şakası yoktur. Yavaş yavaş, sinsi sinsi içimize ilk adımını atar; başlangıçta kuzu gibi sevimli, alçak gönüllüdür; ama zamanla oraya yerleşip kökleşti mi, öyle azılı, öyle amansız bir yüz takınır ki, kendisine gözlerimizi bile kaldırmaya izin vermez…

Bence en büyük kötülüklerimiz, küçük yaşımızda belirmeye başlar ve asıl eğitimimiz bizi emzirip büyütenlerin elindedir. Çocuk bir tavuğun boynunu sıkar, kediyi, köpeği oyuncak edip yara bere içinde bırakır; anası da ona bakıp eğlenir. Kimi baba da, oğlunun müdafaasız bir köylüyü, bir uşağı öldüresiye dövdüğünü, bir arkadaşını kurnazca ve kahpece aldattığını gördüğü zaman, bunu yiğitlik belirtisi sayarak sevinir. Oysa bunlar zalimliğin, zorbalığın, dönekliğin asıl tohumları, kökleridir; çocukta filizlenirler, sonra alışkanlığın kucağında, alabildiğine büyüyüp gelişirler. Bu kötü yönelimleri yaşın küçüklüğüne ve işin önemsizliğine bakarak hoşgörmek tehlikeli bir eğitim yoludur. Önce şu bakımdan ki, çocukta tabiat hakimdir ve tabiat asıl yeni tomurcuk salarken kayıtsız ve gürbüzdür; sonra da, hırsızlığın çirkinliği, çalınan şeye göre değişmez ki: Ha altın çalmışsın, ha bir iğne. “İğne çaldı, ama altın çalmak aklına bile gelmez.” diyenlere benim diyeceğim şudur: “İğneyi çaldıktan sonra ne için altını da çalmasın?”

(Montaigne, “Denemeler”)

Reklamlar