img-20170102-wa0002

Hasan Ali Toptaş’ın son romanı yine su gibi akıp giden anlatımıyla gündeme oturdu.

Kuşlar Yasına Gider, romanı binlerce yıldır anlatılan ve edebiyatın klasik kalıplarından biri olan baba-oğul mücadelesini okuyacağımız izlenimini vererek başlıyor. Ancak çok geçmeden anlıyoruz ki her ne kadar geçmişten kalan ufak tefek kalp kırıklıkları olsa da bu babayla oğlun arasında öyle öfkeyle dolup taşan derin uçurumlar yoktur. Okuduğumuz, bir baba-oğul hesaplaşması değil, aksine babanın ve oğlun bazen omuz omuza, bazen de tek başlarına ölümle hesaplaşmalarıdır.

Yazar, romanında insanın ölümlü olduğunu fark etmesi, bununla yüzleşmesi, isyan etmesi, çaresizliği kabullenmesi ve sonunda teslim olması evrelerini  yalın bir Türkçeyle anlatıyor.

Büyük bir kısmı Ankara ve Denizli’de bir kasabadaki baba evi arasında gidiş gelişlerle geçen roman defalarca tekrarlanan, ancak bir yere ulaşamayan yolculukların öyküsü gibi. Arka planda ise bu gidiş dönüşlere çok güçlü bir tezat oluşturacak şekilde ölüme doğru mutlak bir yolculuk gerçeği yüreğimize çörekleniyor..

Anlatım tekniği açısından romanın en belirgin özelliği mütemadiyen yapılan tekrarlardır: Sürekli geçilen köyler, kasabalar, mola yerleri, sapaklar, virajlar. Yolda beliren at, bahçede bir görünüp bir kaybolan küçük çocuk. Eve girip çıkarken cümle kapısını örten asma ve erik dallarının altından yan yan yürüyerek geçişler, dayının telefonunun zili… Tüm bunlar aynı sözcüklerle yinelendikçe,  bas notaların seslendirdiği güçlü bir ritmi çağrıştırıyor okuyucuda.  Romanı okudukça değirmende öğütülen buğday taneleri gibi kaçınılmaz sona yaklaştığımızı da hissediyoruz.Hepimiz için kaçınılmaz olan ve tüm insanlığın ortak kaygısı olan ölüm karşısındaki çaresizliğimizi an be an derinden hissediyoruz kitabın sonuna yaklaştıkça..

Kitaptan birkaç çarpıcı cümle:

Ee, dedi Zübeyir, babama doğru dönerek; büyük ihtiyaçların küçüldüğü, küçük ihtiyaçların büyüdüğü döneme yaşlılık diyorlar Aziz Amca, ..

“Zaten o yıllarda burnumuzun ucunda gezinen bir mazot kokusuydu babam, kulağımızda çınlayan uzak bir motor sesiydi ve az evvel dediğim gibi, gitti mi gelmek bilmezdi bir türlü.”

“Babalar, alınlarımıza yazılmış yalnızlıklardır.”

Küçük bir eşleştiri:Yazar halkımızın çok sık kullandığı  ve  bu romanda geçmesi gereken “Allah acil şifalar versin,Allah rahmet eylesin,mekanı cennet olsun,başınız sağ olsun.Hakkını helal et, gibi cümleleri kullanmaktan nedense kaçınmış.

Reklamlar