0000000698812-1.jpg

Elif Şafak, son kitabı “Havva’nın üç kızı” adlı kitabının baş karakteri Peri için; ben aslında onu değil Türkiye’yi anlattım diyor. Türkiye’nin gerçekleşmemiş potansiyeller ülkesi olduğunu savunan  Şafak, son romanında ülkedeki tüm uyumsuzlukların üzerine parmak basmış. Elif Şafak’ın bu kitabı çok eleştirilmesine rağman yine de  aforizma  kıvamında cümleler var kitapta. Şöyle ki:

1. Delilik, kafa yapan bir madde gibi akıyordu şehrin damarlarında. Her gün milyonlarca İstanbullu, bir doz daha alıyordu bu serumdan.

Birbirleriyle tek kelime etmeyen, selamlaşmayan, bir lokma ekmeklerini paylaşmayan insanlar, deliliklerini paylaşıyorlardı farkında bile olmadan.

Hangi renkten olursa olsun, lüks otomobiller cirit atıyordu İstanbul’da. Cins köpekleri andırıyorlardı.

Hani kolay ve konforlu hayatlar için dünyaya gelmiş ama bir şekilde yolunu kaybedip kendini yaban ortamda bulmuş asil, safkan köpekler gibi abes duruyordu ağaçların çoğu.

2. Hangi renkten olursa olsun, lüks otomobiller cirit atıyordu İstanbul’da. Cins köpekleri andırıyorlardı.

Gerçi ne Kahire’ye ne Delhi’ye gitmişliği vardı Peri’nin. Olsun varsın. İstanbul’un o tür ücra yerlerden daha medeni olduğuna dair en ufak bir şüphesi yoktu.

Ne de olsa bu şehir, Avrupa’nın kapı komşusuydu. Bunca yakınlığın bir anlamı olmalıydı. Hatta o kadar yakındı ki, koca memleket bir ayağını Avrupa’nın kapısından içeri sokmuş, bütün gücüyle iteklemişti bir zamanlar içeri girebilmek için; lakin aralık öylesine dar olunca vücudunun geri kalanını ne kadar eğip bükse de bir türlü sığdıramamıştı işte.

3. Gerçi ne Kahire’ye ne Delhi’ye gitmişliği vardı Peri’nin. Olsun varsın. İstanbul’un o tür ücra yerlerden daha medeni olduğuna dair en ufak bir şüphesi yoktu.

4. Bu toplum, tıpkı yalnız kalmaktan korkan bir çocuk gibi ha bire sosyalleşmek istiyordu.

Bu toplum, tıpkı yalnız kalmaktan korkan bir çocuk gibi ha bire sosyalleşmek istiyordu.

5. Neyse ki Tanrı, her ne kadar kolay kızdığı söylense ve talepkarlığıyla maruf olsa da asla incinmez, incitilemezdi.

Neyse ki Tanrı, her ne kadar kolay kızdığı söylense ve talepkarlığıyla maruf olsa da asla incinmez, incitilemezdi.

6. ”Eğer sakız çeşitleri politik rejimleri temsil etse, naneli sakız kesin faşizm olurdu.” diye düşünürdü hep totaliter, katı, steril.

”Eğer sakız çeşitleri politik rejimleri temsil etse, naneli sakız kesin faşizm olurdu.” diye düşünürdü hep totaliter, katı, steril.

İstanbul’da yaşayan her kadının bir adet Yeni Başlayanlar için Ataerkillik Sözlüğü’ne ihtiyacı vardı.

Bu sözlüğün maddeleri uyarınca, bir kadının tanımadığı bir erkeğin suratına (arabasına) duman üflemesinin açık bir cinsel davet olarak yorumlandığını hatırlayan Peri’nin beti benzi attı.

7. İstanbul’da yaşayan her kadının bir adet Yeni Başlayanlar için Ataerkillik Sözlüğü’ne ihtiyacı vardı.

8. İstanbul kontrolsüz büyümüştü ve genişlemeye devam ediyordu – bu canım şehr-i şehir, sindirebileceğinden fazlasını mideye indirdiğini fark etmeden, hala etrafta yiyecek arayan şişkin bir Japon balığını andırıyordu.

İstanbul kontrolsüz büyümüştü ve genişlemeye devam ediyordu - bu canım şehr-i şehir, sindirebileceğinden fazlasını mideye indirdiğini fark etmeden, hala etrafta yiyecek arayan şişkin bir Japon balığını andırıyordu.

Böyledir işte, asırlardan bu yana… Sen misin fazla konuşan, had hudut tanımayan, adaletsizliğe başkaldıran, evvela dilin gider bu topraklarda. Yitirirsin kelimeleri, etinden et çekilmiş gibi cımbızla.

9. Böyledir işte, asırlardan bu yana… Sen misin fazla konuşan, had hudut tanımayan, adaletsizliğe başkaldıran, evvela dilin gider bu topraklarda. Yitirirsin kelimeleri, etinden et çekilmiş gibi cımbızla.

10. Kitaplardı onun vatanı ama aynı zamanda daimi sürgün diyarı.

Kitaplardı onun vatanı ama aynı zamanda daimi sürgün diyarı.

Bütün öğretilenlerden biliyordu ki Yaradan tek ve biricikti. Ama annesinin korkuyla ve huşuyla yalvarıp yakardığı Allah ile babasının sitemle dert yandığı Tanrı’nın aynı varlık olduğunda inanması mümkün değildi.

11. Bütün öğretilenlerden biliyordu ki Yaradan tek ve biricikti. Ama annesinin korkuyla ve huşuyla yalvarıp yakardığı Allah ile babasının sitemle dert yandığı Tanrı’nın aynı varlık olduğunda inanması mümkün değildi.

12. ”Demokrasi olan memlekette bir adam sarhoş oldu mu, ‘Ah ne oldu benim güzel sevgilime?’ diye ağlar. Demokrasi olmayan yerde ise, bir adam sarhoş oldu mu, ‘Ah ne oldu benim güzel memleketime?’ diye ağlar.”

”Demokrasi olan memlekette bir adam sarhoş oldu mu, ‘Ah ne oldu benim güzel sevgilime?’ diye ağlar. Demokrasi olmayan yerde ise, bir adam sarhoş oldu mu, ‘Ah ne oldu benim güzel memleketime?’ diye ağlar.”

Düşününce ne tuhaftı aslında; anlar akıp gider, yürekler katılaşır, bedenler yaşlanır, yeminler unutulur ve en güçlü inançlar bile sarsılırken...

…gerçeği iki boyutlu temsil eden ve dolayısıyla yalandan ibaret olan bir fotoğraf hiç değişmeden kalabiliyordu, sonsuz bir sadakatle.

13. Düşününce ne tuhaftı aslında; anlar akıp gider, yürekler katılaşır, bedenler yaşlanır, yeminler unutulur ve en güçlü inançlar bile sarsılırken…

Sokak çocuklarının ve küçük yaşta fuhuşa itilenlerin favori maddesiydi Bally;

onları tüy gibi hafifletip çatıların, kubbelerin ve gökdelenlerin üstünden aşırtarak uçuran; hapishanelerin, nezarethanelerin, sefaletin, tecavüzcülerin ve pezevenklerin mevcut olmadığı asude diyarlara taşıyan sihirli halıydı.

14. Sokak çocuklarının ve küçük yaşta fuhuşa itilenlerin favori maddesiydi Bally;

Son zamanlarda toplumda medyum ve falcı merakı iyice artmış gibi geliyordu Peri’ye.

İstikrardan ziyade belirsizliğin kaide olduğu bir ülkede, kehanet ve tahminlere düşkünlük tesadüf değildi belki de.

15. Son zamanlarda toplumda medyum ve falcı merakı iyice artmış gibi geliyordu Peri’ye.

Bekaret… Bir türlü açıkça söylenmeyen ama sürekli ima edilen o malum konu.

Annelerle kızları, teyzelerle yeğenleri, öğretmenlerle kız öğrencileri arasındaki nice sohbetin üstü kapalı sebebi. Odanın orta yerinde uyuyan, kimsenin uyandırmaya cesaret edemediği aksi ve huysuz biri gibiydi bekaret; dikkatlice etrafından dolanılması gereken bir göle.

16. Bekaret… Bir türlü açıkça söylenmeyen ama sürekli ima edilen o malum konu.

17. ”Cehaletin eline kudret geçmeyegörsün, bak işte o zaman korkacaksın.” dedi Mensur. ”Dünya muktedir cahillerden ve cahil muktedirlerden neler çekti.”

”Cehaletin eline kudret geçmeyegörsün, bak işte o zaman korkacaksın.” dedi Mensur. ”Dünya muktedir cahillerden ve cahil muktedirlerden neler çekti.”

Ne var ki dua etmenin hesaba katmadığı bir zorluğu vardı: Tek seslilik gerektiriyordu. Başından sonuna kadar tek, tutarlı bir çizgi.

18. Ne var ki dua etmenin hesaba katmadığı bir zorluğu vardı: Tek seslilik gerektiriyordu. Başından sonuna kadar tek, tutarlı bir çizgi.

Eğitim sistemi öğrencileri yarıştırmak üstüne kurulmuştu.

Peri’nin genç kızlığında olduğu gibi ha bire çalışmaktan gocunmayan, zaten başkaca bir hayatı olmayan öğrencileri yıpratmasa da, Deniz gibi hayat ve yaratıcılık ve enerji dolu gençleri eziyordu bu siste.

19. Eğitim sistemi öğrencileri yarıştırmak üstüne kurulmuştu.

Yaz ve sil. İnanç ve şüphe. Cevaplar ve sorular. Hem bilgiyi önemse, hem bildiklerini sorgula. Asla bir yere demir atma. Adresin değil, sadece ayak izlerin olsun bu dünyada.

Ne demiş İbn Arabi? Bizimkisi ”aşk kervanı”; o kervan ne yöne giderse biz de peşinden. yerleşme, kök salma, oldum ya da buldum sanma. Hiçbir gettoya, kolektif kimliğe, cemaate, cemiyete, aşirete ait olma. Hepsi yanıltır, şaşırtır. Sen yalnız ol. Bir başına. varmak değil, gitmek. Sadece gitmek.

20. Yaz ve sil. İnanç ve şüphe. Cevaplar ve sorular. Hem bilgiyi önemse, hem bildiklerini sorgula. Asla bir yere demir atma. Adresin değil, sadece ayak izlerin olsun bu dünyada.

21. Belki de bulaşıcıydı merhametsizlik. Dünün mazlumlarından bugünün zalimleri çıkıyordu.

Reklamlar