20160502_084851

Şu Hortumlu Dünyada Fil Yalnız Bir Hayvandır/ Ahmet Şerif İzgören

Kişisel gelişim kitaplarına düşkün herkesin kısa sürede okuyup bitireceği, okurken eğleneceği ve öğrendiklerini tekrar hatırlayacağı güzel sözler ve hikâyelerden oluşmuş sıcak ve içten bir kitaba imza atmış Ahmet  Şerif İzgören. Kim olduğunuz, benlik, alışkanlıklar, sevgi, işiniz, olumlu düşünce, hayat, dinlemek, mücadele, iyilik, idealler, hırs, gülümsemek, değer vermek, karar almak, doğallık, üretmek, anlamak, görünüş, inanç, iletişim, yurt sevgisi başlıkları altında kısacık hikâyelerle örülmüş bu kitapla gözünüzden kaçırdıklarınızı, üzüntülerinizin ve başarısızlıklarınızın kaynağını saptayabilir, belki de harekete geçmeyi bekleyen diğer yarınızı uyandırabilirsiniz.

Başınıza gelen ve kötü olarak yorumladığınız bir çok olayı birkaç yıl sonra    hatırlayınca yüzünüze bir gülümseme gelir. Hayat size verilmiş en büyük armağandır. Bu hayatın değerini bilmemiz gerekir. Hayatın ne kadar büyük bir armağan olduğunu anlamamız için başımıza mutlaka büyük bir acı gelmesini beklememeliyiz.
Gülümsemek size iç huzur getirir. Beyin vücut kaslarının hareketlerini takip eder ve hormon dengesini değiştirir. En mutsuz anınızda gülümseyin, rahatladığınızı göreceksiniz. Gülümsemek iletişime değer katar.Kısaca yukarıda özetlediğim konulara değinmiş yazar Ahmet Şerif İzgören. Şu Hortumlu Dünyada Fil Yalnız Bir Hayvandır kitapsever herkesin kitaplığında olması gereken bir kişisel gelişim kitabı. Akıcı bir anlatıma sahip yazarımız birikimlerini ve derlediği yaşanmış olayları çok güzel serpiştirmiş kitabına.Konuya ilgi duyan arkadaşlar Ahmet Şerif İzgören’in verdiği konferanslarla ilgili videoları da izleyebilir.

Kitaptan  bir alıntı:

Sadri Alışık öldü, Nubar Terziyan, Sami Hazinses, Turgut Özatay, Belgin Doruk öldü. Siyah-beyaz Türk filmleri vardı. Ayhan Işık içeride ders çalışırken mum ışığında onu okutmak için gizlice dikiş diken bir annesi vardı. Araba çarpıp da kör oluveren Ediz Hun’un ameliyatını yapan doktorlar ne de babacandı. Ya o boğaza bakan tanıdık tepedeki çam ağacının altında el ele tutuşmalar. Kızlar, aşkından verem olurdu o günlerde. Hepimiz Kemalettin Tuğcu kitaplarından fırlamış iyi çocuklardık. Kayınpederimiz Hulusi Kentmen gibi olsun diye hayal ederdik. Yüzü asık, altın kalpli Adile Naşit hasta komşusuna çorba götürür, gözyaşlarını gizleyerek kahkahalar atardı. Turşu yüzünden küserlerdi Münir Özkul’la, ağzımızda bir elma dolusu gülümseme… Soğuk bir cuma sabahı bir elimizde beslenme çantamız, bir elimizde tereyağlı ekmek okula hazırlanırken AGA marka lambalı radyodan ”Halk Hikâyeleri” diyen gür sese hayran, masalcıklar dinlerdik. Efektör Korkmaz Çakar.. Belli belirsiz çıngırak sesinden anlardık yoğurtçunun geldiğini, Filiz Akın Mithatpaşa Stadı önünde bir elinde Beşiktaş bayrağı, ekmek parası kazanan genç kızdı. Laf aramızda ben Filiz Akın’a âşıktım, Nuri safı da Türkan Şoray’a. İnsanlar ölmezdi o filmlerde… Bazen, o da bir saniye sürerdi.

Yollara tükürüyoruz şimdi. Sevdiğimizden ayrılıp Boğaz Köprüsü korkuluklarında kameramanlar bekliyoruz. O babacan doktorlar yok artık, hastanelerde rehin kalmış bebekler var. Çam ağacını da kesmişler, yerine gece konudular varmış diyorlar. Kayınpederler artık güler yüzlü, devlet ihalesi peşinde, Uğur Dündar’dan kaçıyorlar. ‘Yeter ki gel bana senede bir gün. ” derdi şarkılar, şimdi”Neremi, neremi?” diyor sarı saçlı şarkıcı. Gençlik pop yoluna gidiyor. Veremle Savaş Derneğimiz var, kızlar aşkından AİDS oluyor artık. Arabalar şöyle bir dokunup kör etmiyor, freni patlamış kamyonlar sokakta oynayan çocukları ezip, evlere giriyor. Döner bıçağıyla gidiyoruz maçlara, kapıda bıyıklı adamlar bayrak satıyor. Maçtan önce birlik beraberlik ruhuyla İstiklal Marşı okuyup, sonra hep beraber birbirimizin sülalesine küfrediyoruz ”Ben tarikatçıların oyununa geldim.” diyor, yatakta gizlice kameraya alınmış Filiz Akın saçlı kız, dudaklarımızda banka reklamlarındaki mutlu çiftlerin sahte gülümsemesi. Sabahları sony hi-fi’den Cem Ceminay dinliyoruz. ”Aygaaaaz, dı dı dımm” diye inliyor kulaklarımız akşamın sekizinde. Ölümler artık yüzlerce yetmiş milyon saniye sürüyor, simsiyah bir kutunun sayesinde. İşin kötüsü, kanıksadık tüm bunları galiba.Artık sokaklarda yaşlıları karşıdan karşıya geçiren çocuklar yok, otobüslerde gazilere ait oturma yerleri de yok. İşin kötüsü artık gaziler de yok.

Tam bir hafta TRT’nin son haberlerinin sonunu dinledim.”Kurtuluş Savaşı gazilerinden ……. vefat etmiştir.”haberleri de yok. Artık bu ülkede 29 Ekimlerde gururla önümüzden gecen o dürüst, vatanperver, borsa, döviz kurları ve yolsuzluklardan habersiz saygıdeğer insanlar da yok. Son defa Kurtuluş Savaşı’nda kurtarmıştık bu ülkeyi, bir daha kurtarmamacasına.