20160228_111241

Dilimizde yaygın olarak kullanılan  “eşref saati” ifadesi TDK’de de “eşref saati” olarak yer almakta.

eşref saati
isim mecaz
1. isim Bir işin olumlu yola girmesi için en uygun zaman
Duvardaki saatleri yaylar işletiyorsa ev hayatındaki eşref saatlerini de tatlı dil işletir.” – Ş. Rado
2. İş görecek kimsenin ters davranmayarak, güçlük çıkarmayarak uysallık gösterdiği zaman

 Şevket RADO’nun kullandığı ve  “Uygun zaman” anlamına gelen “EŞREF SAAT” ise kitap adı olarak doğru bir kullanımdır.Dilimiz çok güzel kullanan ve Türkçe sevdalısı Şevket Rado’nun Eşref Saat kitabını herkese tavsiye ediyorum.Dedelerimin göç ettikleri diyarlardan ana yurda gelip dilimizi çok güzel kullanan edebiyatçılarımız saymakla bitmez. Bunların en meşhurları  Mehmet Akif Ersoy(Babası Kosavalı) ,Yahya Kemal Beyatlı (Üsküp) ,Nazım Hikmet(Selanik) Sabahattin Ali (Eğridere/Bulgaristan) gibi.Şevket Rado da Türkçemizi ses bayrağı olarak dalgalandıran Balkan göçmeni önemli bir şahsiyettir.Bu değerli büyüklerimizi rahmetle anıyorum..

Elmas Balım

Şevket Rado: EŞREF SAAT

KONUSU: Hayat, aynı zamanda bir tecrübeler toplamıdır. Kimimiz bu tecrübeler neticesinde elde ettiğimiz birikimleri, çeşit­li yollarla aktarabilir; kimimiz ise bunu beceremeyiz. Şevket Rado, yıllarca süren gazete ve dergi yöneticiliği, fikir adamlığı ile sahip olduğu engin görüşlerini, bu kitabında bizlere ulaştırmaya çalışmış.
Kitap, yirmi yedi bölümden oluşmaktadır.

BÖLÜMLER:

EŞREF SAAT :

Sizin için günün en iyi saati hangi saattir hiç düşündünüz mü? Şair tabiatlı olanlar akşam saatlerini severler. Güneşin batışı insana tuhaf bir hüzün verir. ..Yemek düşkünleri de öğle saatleri­ni… Yaş ilerledikçe insanlar sabah saatlerini sever olurlar…Sizin için en iyi saat hangisidir? Buradan bir şey söyleyemem ama bana sorarsanız, saatlerin en iyisi…..şu ne zaman geldiği pek de bilin­meyen, adına “Eşref Saat” dediğimiz saattir. Eşref saat gündelik hayatımızda işlerimizin en iyi gittiği, kararlarımızın en isabetli olduğu, hükümlerimizde asla yanılmadığımız saattir…..
Yalnız sizin, teker teker insanlann hayatında değil, milletle­rin hayatında da eşref saatler vardır. O saatler gelmeye görsün, milletler esaretten kurtulurlar; o saatler gelip çatınca ordular hari­kalar yaratırlar…
Milletlerin eşref saatlerini büyük dâhiler keşfeder…
Her iyi şey eşref saatte olur. Biraz sabır göstermek, biraz dikkatli davranmak, insanların bam teline dokunmamaya çalış­mak, evinizde (işinizde) eşref saati sık sık çaldırmak için yeterli­dir.

DAHA İYİ OLABİLİR:

Hangi hâl ve şartlar içinde olursa olsun daima daha iyiyi is­temek! Fertleri de milletleri de günbegün yükseltip refahın en yüksek katlarına çıkarmak için herkesin yüreğinde, sahibini daha iyiye itmekten bıkmayan bir motor saklı bulunmalıdır… Ata­türk’ün çok güzel bir sözü vardır: “Zafer, zafer benimdir diyebilenle­rindir. ”
Kanaatkârlık elbette kaybedilmemesi gereken iyi özellikler­den biridir. Ama icap ettiği zaman kullanılmalıdır. Toprak bom­boş dururken bir avuç tarlayı ekerek, “benim ihtiyacımı bu kadarı karşılar” deyip oturan, daha fazlasını istemeyen fakirlikten kurtulamaz.

YAŞAMA ZEVKİ:

Şu birkaç günlük ömrümüzü saadet içinde geçirmek hepimi­zin tek arzusudur. Yaşamdan zevk almayı bilmek, mesut olmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Bu dünya, gelinebilecek dünyaların elbette kî en iyİsidir. Et­rafındaki konularla ilgilenmesini bilenler, asla sıkılmazlar.

GÜLER YÜZ:

Asık suratlı insanlardan hoşlanır mısınız desem bana güler­siniz. O zaman, sizde her zaman güler yüzlü olmaya gayret edi­niz. Güler yüzlü insanlar arasında yaşayanların hayatı daha tatlı geçer.

TATLI DİL:

Yılanı deliğinden çıkarır derler. Yılan pek insan dilinden an­lamaz ama tatlı dilin neler yapmaya yettiğini anlatmak için böyle demişlerdir.
Tatlı dilli insanlar vardır, onları dinlemek insana büyük bir zevk verir.
Ayrıca tatlı dilin açamayacağı kapı yoktur.

GENÇLİĞİN KIYMETİ:

Nasıl mevsimlerden bahar varsa, insanların baharları da gençlik dönemleridir. Baharda, her taraf yemyeşil olur, çiçekler açar, dallar meyvelerle bezenmeye hazırlanır. İnsanların gençlik­leri de aynen böyle olur. Ancak, insanların meyve toplamaları, ağaçlar kadar erken olmayabilir. Bu yüzden sabır etmesini de bilmelidirler.
Ayrıca, insanlar hayatlarının her döneminde genç kalmayı başarabilirler. Bu da, her yaşa uygun iş ve zevk becerilerini geliş­tirmekle mümkün olur.

ÇOCUKLARIN ANA VE BABALARINDAN BEKLEDİKLERİ:

Çocuklarımızın yetişmesi, anne ve babaları en fazla meşgul eden meselelerden biridir. Eğer yorgunluklara katlanıyorsanız, üzüntülere göğüs geriyorsanız, bin bir sıkıntıyı yenmeye gayret ediyorsanız yalnız onlar için, onların iyi yetişmeleri, ileride sizin kadar yorulmamaları, üzülmemeleri için katlanıyorsunuz.
Bir de işin çocuklar tarafından bakılan cephesi vardır. Çocu­ğun yeryüzünde en çok sevdiği iki varlık anası ile babasıdır. O her hareketiyle sizi taklit etmeye, size benzemeye çalışır.
Onun iyi bir İnsan olarak yetişmesini istiyorsak, ilk önce iyi bir insanda bulunması gereken meziyetleri, kendimize mal etme­miz gerektiğini unutmamalıyız.

GÖNÜL ZENGİNLİĞİ:

Zengin olmak, bir gönül meselesidir. Gönül zenginliği, baş­kasının servetini kıskanmamaktır.
Bir kere ruhça zengin olalım, gönüllerimiz zengin olsun, Öte­ki zenginlik kendiliğinden gelir.

İSTEMEK:

Dünyada insanların mesut olabilmesi için topu topu iki yol varmış. Bunlardan biri bütün istediklerini elde etmek; ikincisi ise elde edebileceklerini istemesini bilmektir.
Hangi isi daha gerçekçi ve hakkımızda hayırlı olandır? Tabii ki ikincisi.
Bütün istediklerini (maddi ve manevi) elde etmek, gerçek­leşmesi çok zor olan bir olaydır. Elde edebileceklerini istemek ise gayet mantıklı, insanı güçlü kılan, her attığı adımın sağlam olma­sını sağlayan yoldur. Buyurun tercihinizi yapın.

NORMAL İNSAN:

Normal insan, genellikle memnun olan, her şey istediği gibi gitmese bile neşesini kaybetmeyen insandır. O kafasının içinde kurduğu dünyada değil, etiyle kemiğiyle içinde yaşadığı dünyada dolaşmasını bilir. Hoşgörülüdür. Kendisini olduğundan yüksek görmez. Kendisinden çok, çevresindekilerle meşgul olur. Olayları ve kişileri anlamaya çalışır. Dış görünüşüne bakarak insanlar hakkında karar vermez.
Normal olmak için ne kadar çaba sarf edersek edelim. Yine de hepimizde bir parça anormallik vardır.

FAYDALI BİR İŞ GÖRMEK ZEVKİ:

Bir iş görme, bir eser meydana getirme zevki, sadece aydın­lara, sanatkârlara ait değildir. Bu zevk herkeste vardır.
Bütün güzel eserlerde, sadece yapanların değil, hemen her­kesin payı vardır. Toplum bir bütündür. Bir Türk Genci, uluslar arası alanda, başarı kazandığında, hepimiz bundan bir pay çıkarmıyor muyuz? Yine, milli bir güreşçimiz dünya şampiyonu olduğunda, hep birlikte sevinmiyor muyuz? O zaman başarısız­lıklardan da kendimize pay çıkarmalıyız. Ancak, o zaman daha faydalı İşler görme yolunda ilerleyebiliriz.

İHTİYARLIK ÜZERİNE:

Ömrün her çağı güzeldir. İhtiyarlığın da. Yeter ki, ömür iyi yaşanmış olsun. Yeter ki, ihtiyarlayıncaya kadar geçen dönem, iyi geçirilmiş olsun. İnsan ihtiyarlayınca, belki gençlerin yapabileceği bazı şeyleri yapamaz hale gelebilirler. Ama, unutulmasın ki, bü­yük işler kuvvetle veya çeviklikle değil, düşünce ile sözünü ge­çirme ile, ortaya doğru fikirler atmakla başarılır.

HERKES KENDİ YERİNDE:

Bugün, ne olursa olsun başkasının yerinde olmak İsteyen biri ile karşılaştım. Ne kadar yanlış bir yol. Oysa ki herkes kendi ye­rinde olmalıdır. Tamam, insan kendi yerini yeterli görmeyip, ileriyi hedef almalıdır. Ancak, bulunduğun yeri hak edip sağlam­laştırmadan, başka bir yere atlamaya kalkmak bazen İnsanı boş­luğa da düşürebilir.

HERKES KENDİ HAYATINI YAPAR:

Hayatta bir işi yapmak için, hiçbir yaş geç değildir. Hayatı uzatan böyle bir yaşama ve hayattan zevk alma isteğinin canlı almasıdır. 83 yaşındaki bir heykeltıraşa: “En beğendiğiniz eseriniz hangisidir?” diye sormuşlar. “Şimdi yapmakla meşgul olduğum eser” diye cevaplamış.
Herkes kendi hayatını yapacak, fethedecektir. Bu da yüksel­meye çalışmakla, daha üstün bir hayat seviyesine ulaşmakla olur.

İYİMSERLİK, KÖTÜMSERLİK:

Bir yazar, “İnsanları, beraber yaşadıkları kimselere hayatı hoş bir hâle getirenler, bir de beraber yaşadıkları insanlara hayatı zehir edenler diye ikiye ayırmak kabildir” diyor.
İyimser insanlar yalnız kendi hayatlarını tatlılaştırmakla kalmazlar, beraber yaşadıkları insanlara da hayatı pembe bir göz­lük arkasından seyrettirirler. Kolay kolay ümitsizliğe kapılmazlar.
Kötümserler ise, her şeyi kara, her şeyi korkunç, her şeyi noksan görür.
Siz hangisi olmayız tercih edersiniz?

TALİH:

İnsanlardan bazılarının talihli, bazılarının da talihsiz oldu­ğuna inanmayan pek az insan vardır. Nedir bu talih?
Talihli olmanın ilk şartı, insanın bir yeteneğinin olmasıdır. Her insanın da mutlaka bir şeye yeteneği vardır. Talihli olmak için işe, o yeteneği geliştirmeye çalışmakla başlamalıdır.
Talihli olmanın ikinci şartı, İnsanın kendisine inanması, gü-venmesidir. Ama bu hiçbir zaman kibir derecesine vardırmamalıdır.

KENDİ KENDİMİZİ ALDATMAK:

Bir işi yapamadığımız, beceremediğimiz vakit hatayı kendi­mizde arar ve çözümlerini bulmaya çalışırsak, doğru olanı yapmış oluruz. Yok, tersini yapar, her beceriksizliğimizi ve yanlışımızı kendimizde değil de, başkalarında aramaya kalkar, başkasına yüklemeye çalışırsak ne olur? Ne olacak, tabii ki kendi kendimizi kandırmış oluruz.

ÖĞÜT VERMEK:

Öğüt vermenin tatlı bir zevki vardır. O zaman verelim: Mutlu bir hayat için bir tek temel vardı, o da her zaman iyiyi ve doğruyu araştırmaktır. Hayattan memnun olmanız onu iyi kullanmanızla ve kendi kendinizden memnun olmanızla müm­kündür.
Sonra çalışınız, durmadan çalışınız. Fakat aynı zamanda eğ­leniniz de. Mesele yorulmadan çalışmanın sırrını bulmaktır. Her şeyi bilmek, her şeyi öğrenmek İsteyiniz. Dürüst olun. Aşka asla ihanet etmeyin.

ŞEVKET RADO

1913 yılında Radovişte’de doğdu -Üsküp-Makedonya-(Yugoslavya). Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdi. (1936), Akşam Gazetesinde 25 yıl fıkra yazarlığı yaptı (1934-1960), sonra Resimli Hayat, Hayat, Ses, Resimli Roman gibi dergilerin sahibi ve yöneticisi oldu. 50 yıllık gazetecilik hizmetinden dolayı 1987 Burhan Felek Ödülü’ ne layık görüldü.9 Nisan 1988 tarihinde öldü.

Balkan Harbi’nin patlaması üzerine 1913’te ailesi ve Anavatana dönen vatandaşlarla beraber İstanbul’a geldi. Vefa Lisesini ve sonra da Hukuk Fakültesini bitirdi. Üniversite talebesi iken Son Posta Gazetesine girerek gazeteciliğe başladı 1932. Sonra Akşam Gazetesine geçti ve orada 25 yıl muhabirlik, fıkra yazarlığı, yayın müdürlüğü yaptı.
Şevket Rado gazetecilikten başka Zoğrafyon Lisesinde Sosyoloji, St.Joseph Lisesinde Edebiyat öğretmenliği, İ.Ü.Gazetecilik Enstitüsünde de “Yazı nevileri” hocalığı ve 5 yıl süre ile İstanbul Radyosunda her hafta aile sohbetleri yapmıştır.
1956 yılında Hayat Dergisini çıkardı. Hayat ilk sayısında 193.000 adet satarak Türkiye’de rekor kırdı. Hayat Dergisinin tirajı 1958 – 1968 yılları arasında 200.000 ler civarında idi, ki bugün bu tiraja hiç bir dergi yaklaşamamaktadır. Şevket Rado Hayat Dergisinde kapanana kadar devamlı olarak her hafta sohbet köşesinde yazılarını yazmıştır.
Hayat’tan başka sinema – tiyatro dergisi SES, Resimli Roman, Hayat Spor, Ayna ve Hayat Tarih dergileri Şevket Rado’nun çıkardığı ve yönettiği dergilerdir. Hayat Dergisi ve diğer yayınlar 1978 yılında başlayan bir grev neticesinde kapanmışlardır.
1961 yılında fasiküller halinde yayınlamaya başladığı Hayat Ansiklopedisi büyük bir olay olmuş ve 150.000 adetten fazla satmıştır. Hayat Ansiklopedisinden başka çeşitli eğitici yayınlar, ansiklopedi ve sözlükler, çocuk kitapları, romanlar gibi yüzlerce kitap yayınlamıştır.
Gençliğinde Şevket Hıfzı adı ile şiir de yazmış olan Şevket Rado’nun kendi yazdığı eserleri vardır. Son olarak Türk Dil Kurumu üyeliği yapmakta idi.
Türkiye’nin ilk kadın Hukuk Profesörü Prof. Dr. Türkan Rado ile 1943 yılında evlenmiş olan Şevket Rado’nun Mehmet adında bir oğlu vardır.

Kariyeri 
Şevket Rado, gazetecilik dışında dönemin Zoğrafyon Lisesinde Sosyoloji, St.Joseph Lisesinde ise Edebiyat öğretmenliği yaptı. Öte yandan, İ. Ü. Gazetecilik Enstitüsünde “Yazı Türleri” adlı dersi yürüttü. Bunların dışında, 5 yıl süreyle İstanbul Radyosunda her hafta aile sohbetleri programı yaptı.
1956’da Hayat Dergisini çıkardı. Hayat dergisi, daha ilk sayısında 193.000 adet satarak Türkiye’de rekora imza attı. Bu rakam, 1958–1968 yılları arasında ise, 200.000’lere kadar çıktı.
Hayat dışında, ünlü sinema–tiyatro dergisi SES ile Resimli Roman, Hayat Spor, Ayna ve Hayat Tarih dergileri de Şevket Rado’nun çıkardığı ve yönettiği dergilerdir. Hayat dergisi ve diğer yayınlar 1978 yılında başlayan bir grev neticesinde kapanmışlardır.
1961 yılında fasiküller halinde yayınlamaya başladığı Hayat Ansiklopedisi büyük bir olay olmuş ve 150.000 adetten fazla satmıştır.
Şevket Rado, Hayat Ansiklopedisi dışında, çeşitli eğitici yayınlar, ansiklopedi ve sözlükler, çocuk kitapları gibi yüzlerce kitap yayınlamıştır.
Şarkıcı Hümeyra’nın seslendirdiği ve uzun süre listelerde ilk sıralarda yerini koruyan Kördüğüm adlı parçanın söz yazarı olan ve gençliğinde Şevket Hıfzı adını kullanarak şiirler yazmış olan Şevket Rado, aynı zamanda ünlü yazar Orhan Pamuk’un eniştesidir.

Eserlerinden Bazıları
Hayat Böyledir,
Tatlı Dil,
Aile Sohbetleri,
Saadet Yolu,
Eşref Saat,
50. Yılında Sovyet Rusya,
Amerikan Rüyası.
Milliyetçi Çin Ne Alemde?
Ümit Dünyası
Hayat Ansiklopedisi


Kimi yazılar vardır, üzerinden onca yıl geçse de değerinden ve güncelliğinden bir şey kaybetmez. Şarap gibi yıllandıkça değerine değer katar. İlk kez ilkokul yıllarımda haftalık Hayat dergisinde kaleme aldığı başyazılarıyla tanıştığım Şevket Rado, edebiyatımızın deneme türünde adını ölümsüzleştirdi. Denemeyi de bana sevdiren kişi oldu. O yıllarda rahmetli dayımın abone olduğu Hayat dergisini her hafta sabırsızlıkla beklerdik. Dört renkli olmasa da özenli baskısı, sanat ve cemiyet hayatı haberleriyle en çok satan dergilerin başında gelirdi Hayat. Onu takip eden dergi de SES dergisiydi.

Rado’nun, ders kitaplarında deneme türüne örnek gösterilen yazılarından biri de “Eşref Saat” başlığını taşıyor. Bu yazıyı, geçmişi bana yakın olanlar için nostalji, gençlere ise deneme ustası Şevket Rado adını tanımaları amacıyla köşeme konuk ediyorum. Böylece Rado’yu da anmış olalım.

EŞREF SAAT

“Sizin için günün en iyi saati hangi saattir hiç düşündünüz mü? Şair tabiatlı olanlar akşam saatlerini severler. Güneşin batışı insana garip bir hüzün verir. En çok kendi kendimize kaldığımız saatler, giden günün arkasından gencin ağır ağır geldiği, daha doğrusu, gündüzlerin bizleri gecelere bıraktığı o saatlerdir.

Kuşlar o saatlerde neden telaşlıdırlar, pek bilinmez ama tabiat yavaş yavaş durulur; etrafla beraber insanın ruhuna bir sessizlik çöker. Sonra gece, o uçsuz bucaksız gece, kendi hayatını sürdürmeye başlar.

(…) Yaş ilerledikçe insanlar sabah saatlerini sever olurlar. Dünyayı sabahın saat beşinde kurtlar, kuşlar henüz uyanmadan, tabiat daha mahmurken seyretmek, ancak o yaşlarda varılır zevklerdendir.

Sizin için günü hangi saati iyidir, buradan bir şey söyleyemem ama, bana sorsalar saatlerin en iyisi ne akşam saatidir, ne öğle saati, ne de sabah saati. İnsanlar için en iyi saat muhakkak ki, şu ne zaman geldiği pek de bilinmeyen, adına Eşref Saat dedikleri saattir.

Eşref saat, gündelik hayatımızdaki işlerimizin en iyi gittiği, kararlarımızın en isabetli olduğu, hükümlerimizde asla yanılmadığımız saattir. Sabahleyin saat 9’da mı, öğleyin 12’de mi, akşam 7’de mi gelir, gün ortasında mı, gece yarısında mı teşrif eder bilinmez ama, o gelince; en çetin meselelerinizi tereyağından kıl çeker gibi halleder, en ağır davaların içinden tüy gibi hafif çıkarsınız.

Eğer eşref saat gelmişse, ol dediğiniz hemen oluverir. Yıllarca ümitle beklediğiniz büyük ikramiye, eşref saat çalar çalmaz size çarpar. Bir türlü çözemediğiniz düğümleri eşref saatte çabucak çözer, sonra da nasıl olup da çözüldüğüne siz de şaşarsınız. Çünkü eşref saat gelmiştir. O saatte hiçbir şeyler dayanamaz. Yüzyıllar boyunca hiç geçit vermeyen dumanlı dağlar bile eşref saat çalınca delinir; treniniz onun bağrından düdüğü öttüre öttüre geçer gider.

(…) Demek bütün mesele eşref saatin gelmesine veya o saatin geldiğini anlamaya bağlı, öyle mi, diye soracağınızı tahmin ediyorum.

Evet öyledir. Hatta bana öyle geliyor ki; eşref saat çarklarını görünmez kuvvetlerin, esrarlı hesapların, içinden çıkılmaz bilmecelerin işlettiği bir saat değil, insanların kendileri tarafından işletilen veya sadece dikkatli olmaları sayesinde geldiği kolayca fark edilen bir saattir. Ama dikkatli olmayan, kendini hayatın akışına bırakmış veya sandalını akıntıların tersine yürütmeye çalışan insan, eşref saatin geldiğini fark etmek şöyle dursun, duvardaki asma saatin on ikiye çeyrek kalayı gösterdiğini bile görmez.

(…) Besbelli ki, her şeyin bir zamanı vardır. Zaten eşref saat de bu zamandan başka bir şey değildir. İşte ne yapıp yapıp onu kollamalı.”