mücella

Bugün sizlere son okuduğum romandan biraz bahsetmek istiyorum: MÜCELLÂ/ Nazan Bekiroğlu

Mücellâ, Nar Ağacı’ndan sonra merakla beklenen 1920-1970’li yılları tüm gerçekçiliğiyle anlatan, bir solukta okuyacağınız  bir romandır. Kitabın konusuna gelirsek; Tevfik Efendi ve Neyyire Hanım’ın 2 çocuğundan biri olan Mücellâ babasını hiç görmemiş ve yaşamı boyunca annesinin sözünü iki etmemiş bir kızdır. Babasını şeker hastalığı yüzünden henüz annesi Mücellâ’ya hamileyken kaybetmiştir. Abisi Fahir ise Keriman’la evlendikten sonra annesi ve Keriman’ın aynı evde yapamayacağını anlamış ve Neyyire Hanım ve Mücellâ’yı bırakarak İstanbul’a gitmişlerdir. Neyyire Hanım, tek başına kız çocuğu büyütmenin zorluğunu anlamış ve Mücellâ’yı kendi gözünden bile sakınmıştır. Mücellâ ise annesinin bir dediğini iki etmemiş annesi ne derse onu yapmıştır. Mücellâ okula başladığı zamanlarda Neyyire Hanım, Mücellâ için endişelenmiş ve ortaokulu okumasına izin vermemiştir. Mücellâ’nın yeğeni Filiz Mücellâ’dan sadece bir iki yaş büyüktür fakat Mücellâ gibi değildir, okulu bitirdikten sonra Akşam Sanatına gitmeye başlamış açıldıkça açılmıştır. Her geçen gün biraz daha büyüyen Filiz ve Mücellâ gençlik yıllarına geldiğinde Filiz aşık olmaya başlamış, mektuplaşmaya başlamıştır o sıra da Mücellâ ise annesinin baskısıyla bakkaldan bile öteye gidememiştir. Mücellâ günleri bu şekilde geçirirken babasının mesleğinden dolayı dikiş nakış öğrenmiş ve 20’li yaşlarına kadar tüm mahalleye yetecek kadar çeyiz hazırlamıştır. Ama tabii ki bu zaman zarfında Mücellâ gittikçe büyümeye ve evlenme yaşına gelmiştir.

Filiz ilk işine başlamış artık çalışan bir bayan olarak gayet alımlı ve güzel bir şekilde giyinmeye başlamıştır bu zaman zarfında Mücellâ, yemek yapmak, annesine rutin olarak kahve pişirmek ve çeyiz hazırlamak dışında hiçbir şey yapmamıştır ve Filiz artık evlenme kararı almıştır. Mücellâ, çeyizini hazırlamaya vakti olmayan Filiz’e bazı dikiş ve nakışlarını vermiştir fakat bunu hiç kıskançlık duymadan yapmıştır. Düğündü ,barktı derken Filiz ilk kızı Feriha’yı doğurmuş onun doğumunu anlamadan Gülümser dünyaya gelmiştir. Filiz o kadar çok çalıştığı için kızları Mücellâ büyütmüştür. Onlara anneleri gibi davranan Mücellâ, Gülümser’in süt annesi olmuştur. Fakat hala görünürlerde kimse yoktur.

Mücellâ artık 30’una dayanmıştır fakat tek yaptığı bir dikiş makinası alıp dikiş öğrenmek olmuştur, evlenmesi gereken yaşta dikiş dikip, ev temizlemiştir. Ağabeyi Fahir’in torunları bile olmuşken Mücellâ evde kalmıştır ve artık Neyyire Hanım’ın uslu kızı değil Neyyire Hanım ve Mücellâ diye bahsedilmektedir. Ve bir gün o acı an gelip Mücellâ annesi Neyyire Hanım’ı kıyma almak için çıktığı saatte kaybetti bir hastalığı da yoktu fakat zamanı dolmuş bu diyardan gitmesi gerekiyordu. Mücellâ öğrendiğinde uzun bir süre kendine gelemedi ama bu zaman zarfında ağabeyi Fahir eve gelmiş buzdolabı ve tüplü ocak alması için para bırakmıştı, ağabeyini geçirdikten sonra kendine gelmeye başladı Mücellâ. Kimin derdi tasası varsa Neyyire Hanım’a anlattıkları gibi artık Mücellâ’ya anlatıyorlardı. Ve bir gün Mücellâ’da yolun sonuna geldi ve annesi gibi o da yalnız başına bordo halının üstünde son nefesini verdi ve ondan geriye sadece dantel işlemeli sandık örtüsü ve abanoz kaplı ayna kaldı.

Sonuç:

Mücellâ; cumhuriyetin kuruluşu ile başlayan ve hayatını yeni Türkiye’nin yaşadığı acı dolu dönemlerini hayatında yaşayarak geçiren bir genç kızdır. Aşkları, acıları, korkuları ve daha birçok duyguları ile bir anlamda zamanın kadınını ayna tutuyor, onların acılarını okurlarına aktarıyor.

Mücellâ’nın hikayesini okurken kendinizden bir parça kopacak etrafınızdaki Mücellâlar  ile geçmişi tekrar yaşayacaksınız…

müüü