TEKİRDAĞ YENİ KÜLTÜR MERKEZİ VE ÖZEL TİYATROLAR

TEKİRDAĞ YENİ KÜLTÜR MERKEZİ VE ÖZEL TİYATROLAR
Tekirdağ Yeni Kültür Merkezinde sahnelenen “Ömürsün Doktor” oyununu izleme fırsatım oldu.
Türkiye’de yıllarca değişik oyuncu kadrosuyla sergilenen ve Anton Çehov hikâyelerinde yer alan karakterlerden derlenmiş oyun biraz da bizim insanımıza göre dizayn edilmeye çalışılmış. Daha önceleri Cem Özer ve kadrosuyla ses getiren oyun bu defa yeni oyuncu kadrosuyla karşımızdaydı. Gerek TRT’den gerekse Hep Yek filmlerinden tanıdığımız Gökhan Yıkılkan benim için en şöhretli oyuncuydu ama bu oyunda vasat bir rolü vardı. Oyunda zaten yeterince argo ifadeler vardı. Gökhan Yıkılkan keşke oyunun bir yerinde de “ Titrettin beni” repliğini tekrarlasaydı. Dediğim gibi seyirciyi güldürme adına müstehcen içerikli ve argo ifadeler çok kullanılmış oyun içinde.Tiyatronun bir amacı da birlikte yaşadığımız karakterleri bizlere canlı sunmak olduğu için pek de yadırgamadım bu durumu. Yaşadığımız çevrede bu tiplerle çok karşılaşıyoruz zaten. Benim için vasat bir oyundu. Afişte olan ama hastalandığı için sahneye çıkamayan Sadi Celil Cengiz de sanırım gece için bir kayıptı.
Oyun sırasında salon doluydu. Bu duruma sevinmekle birlikte Tekirdağ halkının özel tiyatroya olan özleminden kaynaklanan bir yeni merak gibi geldi bana. Her şeye rağmen farklı ve iyi bir geceydi. Yapımı yılan hikâyesine dönen ve çok uzun bir aradan sonra Tekirdağ’ımıza kazandırılan Yeni Kültür Merkezine ilk defa gittim. Salon bana göre geriye doğru fazla uzun olmuş. Alıştığım salon görüntüsünden biraz farklıydı. Biraz dudak büktüm ama büyüklerimizin bir bildiği vardır diye düşündüm.Lavabolar ve koridorlar çok temizdi.İnşallah böyle devam eder. Tekirdağ’ımıza hayırlı olsun.

“Ömürsün Doktor ” TEKİRDAĞ’da sahnelenen oyunun oyuncu kadrosu.

52856728_2654736737886023_5080673894277316608_n

 

Reklamlar

ŞARKI DENEMEM

Yaşadığını sanıyorsun.
Sonra bir şarkı çalıyor;
yaşayamadıkların geliyor aklına,
ölüyorsun…

MECLİS BAŞKANIMIZ Prof. Dr. MUSTAFA ŞENTOP

DGEBzxSWAAIGJhk

TBMM BAŞKANI PROF. DR. MUSTAFA ŞENTOP
Günümüzde bahçesinde Tekirdağ müftülük binasının da bulunduğu Zahire Nazırı Ahmet Ağa Cami’sini, halk arasında bilinen ismiyle Eski Merkez Cami’yi, hepimiz biliyoruz. Bu caminin 80’li yıllarda müezzinliğini yapan merhum Mehmet Şentop; vakur duruşu, mütevazı ve beyefendi kişiliğiyle hep dikkatimi çekerdi.
Merhum Mehmet Şentop’un müezzinlik yaptığı o yıllarda, vakit namazlarında çoğu zaman bir de torunu olurdu yanı başında. O yıllarda ağabeyim Efrahim Balım da bu camide imam olarak görevliydi. O zamanlar benim bir de Bahar Kuruyemiş dükkânında tezgâhtarlık maceram var. Hem öğrencilik hem de tezgâhtarlık yapmaya çalışıyordum. Müezzin Mehmet amca ve torunu Mustafa Şentop, bu dükkânın önünden geçerlerdi namaz vakitlerinde. O yıllarda dedesiyle Mustafa’yı bazen camide, bazen de dükkânın önünden geçerken çok sık görürdüm. İşte o torun, şu anki TBMM Başkanı Mustafa Şentop’tu.
Mustafa Şentop, benden beş yaş küçüktür. Eğitim- öğretim süresi yedi yıl olan Tekirdağ İmam Hatip Lisesinden mezundur. Bu okulda çoğunlukla yatılı öğrenciler eğitim görüyordu. Okulun gündüzlü öğrenci sayısı azdı. Benim gibi gündüzlü olan öğrencilerden biri de Mustafa Şentop’tu. Bizim evin yolu Muratlı Caddesi’nden geçerdi ve evimizden okulumuza yürüyüş mesafesi ortalama 20-30 dakika civarındaydı. Kar kış demeden Muratlı Caddesi’nin yokuşunu, kâh ayrı ayrı kâh yan yana yürüdük yıllarca. Giriş saatlerimiz aynı olduğu için gerek okula giderken, gerekse okuldan gelirken yolda sık sık karşılaşırdık Mustafa Şentop kardeşimle.”Beraber yürüdük biz bu yollarda,beraber ıslandık yağan yağmurda.” şeklinde sloganlaşmış şarkı sözleri belki en çok bize yakışıyor.
O yıllarda günümüzdeki gibi öğrenci servisleri yoktu. Karda, kışta yani zor şartlar altında gidip geliyorduk okulumuza. “İçimizden biri, halk adamı” derler ya hani… Mustafa Şentop işte bu tarife tıpa tıp uyan bir kardeşimizdir.
O yıllarda okulumuzun koridorunda asılı “iftihar tablosu” olurdu. Okulun en başarılı öğrencileri not ortalamaları ve sınıflarıyla birlikte her yıl buradan duyurulurdu. Bu çerçeveli iftihar tablosu sürekli asılı kalırdı duvarda. Mustafa Şentop ilk önce bu tabloda dikkatimi çekmişti. Okulumuzun en yüksek puanlı öğrencisi oydu. İftihar tablosunun en tepesindeki o fotoğraf, mezun olduğum yıla kadar değişmedi. Mustafa Şentop hep okul birincisiydi. Muratlı Caddesi’nde elinde okul kitapları ile içi dolu buğday başakları gibi başını önüne eğmiş vaziyette okuluna gidip gelen bir öğrenciydi Mustafa Şentop. Daha sonra benim üniversite hayatım başladı. Göreve başladığım yıllarda ise Mustafa Şentop’un Hukuk Fakültesini kazandığını duydum. İyi bir sınıfları vardı Şentopların. Sanıyorum şu anda Namık Kemal Üniversitesi Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Erdoğan Gültekin de aynı dönemin öğrencisiydi.
Zaman zaman mezunlar toplantılarında karşılaştığımız değerli kardeşimin yükselişini sürekli gururla takip ettim. Doçentliği, profesörlüğü, milletvekili seçilmesi… Anayasa Komisyonunda görev alması, Anayasa Komisyonu Başkanı olması ve nihayet TBMM başkanı seçilmesi bir Tekirdağlı olarak beni ziyadesiyle mutlu etmiştir. Tekirdağ’ımızın gururu Prof. Dr. Mustafa Şentop kardeşimin bu kutlu yolda başarılı olmasını diliyorum. Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atataürk’ten sonra ilk defa bir Rumelili Türkiye Büyük Millet Meclisine başkan olmuştur.Tekirdağlılar olarak ne kadar gururlansak hakkımızdır.
İlimize, ülkemize hayırlı olsun.


Mustafa ŞENTOP

Tekirdağ – 1968, Ahmet, Nazire.Öğretim Üyesi, Prof. Dr; İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdi. Yüksek lisans ve doktorasını Marmara Üniversitesinde Kamu Hukuku alanında yaptı.1993 yılında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde Araştırma Görevlisi olarak çalışmaya başladı. 2002’de doktor, 2005’te doçent, 2011’de profesör oldu. Marmara Üniversitesi dışında birçok üniversitede lisans ve lisans üstü seviyesinde dersler verdi. Marmara Üniversitesinde çeşitli idari görevlerde bulundu. Öğrencilik yıllarından itibaren çeşitli dergilerde yazarlık, yöneticilik ve editörlük; akademik dergilerde yayın kurulu üyeliği, editörlük ve hakemlik yaptı. Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezinin (ESAM) İstanbul Başkanlığı görevini yürüttü. 4. ve 5. Olağan Kongrelerde AK PARTİ MKYK Üyeliğine seçildi ve 2012-2015 yılları arasında Genel Başkan Yardımcısı olarak görev yaptı.24, 25 ve 26. Dönemde İstanbul Milletvekili seçildi. Anayasa Komisyonu Başkanvekilliği yaptı. 24. Dönemde Anayasa Uzlaşma Komisyonunda AK PARTİ’yi temsilen görev aldı. 26. Dönemde Anayasa Komisyonu Başkanlığı görevini yürüttü. TBMM Başkanıdır.İyi düzeyde İngilizce ve Arapça bilen Şentop, evli ve 4 çocuk babasıdır.

52638725_393891571397949_972646329735970816_n

806x378-yildirimin-makam-aracinin-plakasi-degistirildi-1531417843166

TEKİRA İLE İLGİLİ GÖZLEMLERİM

teekira

TEKİRA

Tekiranın girişinde bu telaş her sabah yaşanır. Saat 10.00’dan önce mağazaya gidip gerekli hazırlıkları yapmaya gelen çalışanların telaşıdır bu. Saat 10.00’da ise artık Tekiraya giriş herkese serbesttir. Kapıdaki güvelik mütemadiyen, “Lütfen cep telefonlarını, metal eşyaları sehpaya koyalım…” takılan plak gibi tekrar eder bu cümleyi görevi süresince.

İçeriye adımınızı atar atmaz kubbe biçimindeki devasa tavanı ile karşılar  hatta kucaklar sizi Tekira. Büyük bir fanusun içine girmiş gibi hissedersiniz kendinizi. Sağlam ve gösterişli bir  zeminde granit bir teraryumda gezintiye çıkmış gibisinizdir artık. Başınızı kaldırınca bir kürenin içine gerdanlıklar gibi üç şerit halinde sıralanmış, ışıkları  erkenden yakılmış dükkanlar şıkır şıkır haliyle size tebessüm eder . Sabah temizliği özenle yapıldığı için her taraf tertemizdir.  Giriş kattaki  fıskiyeler “Su hayattır.” dercesine hoş bir görüntü sağlıyor Tekiraya. Su gerçekten varlığıyla her ortamda insanın ruhunu serinletiyor. Binanın tavanından sarkıtılmış ve adeta gökyüzündeki gezegenleri andıran görüntüleriyle dev ışıklı küreler bir başka mistik hava katmış buraya. Yürüyen merdivenlerden üçüncü kata çıkıyorum. Bu kat yoğun olarak yeme içmeye ayrılmış . Sadece bir köşede oyuncak dükkânı ve hemen yanında elektronik eşyaların satıldığı Teknosa var. Biraz ileride de her türlü ev ihtiyacınızı karşılayabileceğiniz Tekzen çıkıyor karşınıza. Bazen evime gerekli bir şeyi almak, bazen de yeni gelen ürünleri görmek için girdiğim olur buraya. Sırf  farklı gördüğüm için,  evimize, bahçemize gerekli olur düşüncesi ile aldığım eşyalar da olmuştur Tekzenden. Örneğin daha geçen bahar bahçemiz için güneş enerjisi ile aydınlanan, farklı renk ışıklar saçan bahçe aydınlatmalarından dört tane almıştım. Hâlâ severek kullanıyorum onları.

Üçüncü katın bana göre en ilginç köşesi yaşlıların kümelendiği bölümdür. Sabahın erken saatinde gelen ihtiyarları kapanış saatine kadar burada görmek mümkün. Öylesine yakın oturmuşlar ki masalarda birbirlerine; uzaktan bakınca atılan bir avuç yemin etrafına kümelenmiş kuşların görüntüsünü andırıyorlar. Yanlarından geçerken masalarına şöyle bir göz atıyorum. Kimi masada 65 yaşını dolduranların belediyeden temin ettikleri bedava seyahat kartları kimi masalarda yeni verilen kimlik kartları. Sanırım bu aralar  sohbetlerin çoğu bu kartlar üzerine kurgulanıyor. Tekira yönetimi bu bölümü yaşlılara ayırmışa benziyor. Orada oturan yaşlılara pek müdahale edilmiyor. Buradaki masalarda pek çay kahve göremezsiniz.  Yiyecek içecek de gözüme çarpmadı.  Biraz ileride masalarda herkes yiyecekleri içecekleri midelerine indirirlerken sanırsınız ki buradaki ihtiyarların hepsi oruçlu. Yiyen içen yok. Herkes halinden memnun ki günün her saatinde burada yaşlılara rastlamak mümkün.  Kim bilir ne yaşanmışlıklar ne hayal kırıklıkları ya da ne güzel anılar eteklerden dökülen taşlar gibi masalara bırakılıyor burada her gün. Masaların dili olsa da burada gün boyu dönen muhabbetleri bize anlatsa. Umarım en kısa zamanda burada konuşulanları konu alan bir yazıyı da paylaşmak nasip olur.

Araştırmalarıma göre Tekira yüze yakın iş yerinde bin civarında çalışanıyla 2008 yılından bu yana Tekirdağ’ımıza hizmet vermektedir. Burada çalışanlardan edindiğim kanı şu ki çoğu çalışan işinden memnun gibi.  Önceleri, “Buralarda çalışmak için mi okuduk?”  şeklinde dudak büken çoğu genç istediği işi bulamayınca  burada çalışmayı benimsemiş görünüyor.  On yıldan fazla aynı iş yerinde çalışanların olduğunu öğrendim. Evlilik, yer değişikliği veya devlet dairesinde iş bulanların ancak işten ayrıldığını öğrendim. Şu da bir gerçek ki “Benim diplomam var üniversite okumuşum.” Düşüncesiyle davranıp işine sarılmayan, işini benimsemeyen personel diplomanın her şey olmadığını diğer bir deyişle işi diplomanın yapmadığını çok çabuk anlıyor. Ya günlük temizlik, vitrinleri düzenlemek, eşyaları yerli yerine yerleştirmek gibi işin gereğini yerine getiriyorlar ya da işten ayrılmak zorunda kalıyorlar. İş hayatı böyledir. Emeğinin karşılığını istemek hakkındır ama emek vermeden de hiçbir yerde ekmek vermezler adama.

Tekiranın zemin katı kapalı otopark olarak hizmet vermekte. Bu otopark iki kattan oluşmakta ve yaklaşık olarak bin araç kapasitesine sahipmiş. Otoparkın birinci katında ücretli araba yıkama hizmeti de verilmekte. Bu katta bir de mescit bulunmakta. Hem baylara hem bayanlara hizmet veren mescidin iki ayrı odası var. Buralarda abdest almaya uygun çeşmeli bölümler  de var. Bildiğim kadarıyla cuma günleri de burada cuma namazı kılınıyor. Gönüllü bir imam arkadaşın buraya her cuma gelip cemaate namaz kıldırıyormuş.

Tekira, Tekirdağ için çok farklı tartışmalara konu oldu. Gerek ekonomik gerekse sosyolojik yönü ile ilgili söylenecek çok şey var. O konulara da değinmek nasip olur inşallah. Sevgiyle  kalın. Elmas Balım 18 Şubat 2019 Tekirdağ

 

SÜLEYMANPAŞA KÖPRÜBAŞI’NDA SIRADAN BİR GÜN

tt
SÜLEYMANPAŞA KÖPRÜBAŞI’NDA SIRADAN BİR GÜN
Bir yerden başlamak lazım. Bu sabah arabamla iş yerime giderken arabanın radyosunu açtım. İstasyonları karıştırırken tanıdık bir ses denk geldi ve radyoyu sabitledim. Ses yüz yüze görüşme şansı bulamadığım , sosyal medya aracılığı ile tanıştığım radyo programcısı spiker Nisan Kumru’ya aitti. Programı yol boyunca keyifle dinledim. Programın adı “ Hadis ilmi” radyo ise “Diyanet Risalet Radyo”suydu. Yolda gelirken Nisan Bey’e “Bu sabah yol arkadaşım sendin.” Şeklinde bir ileti göndermek geçti aklımdan. İşte o an sanki bir şimşek çaktı beynimde “Ben niye bir şeyler yazmıyorum.” diye hayıflandım kendi kendime. “O gün bugün” dedim ve bir şeyler yazmaya karar verdim.
Dükkâna geldim kepenkleri açar açmaz karşımdaki balıkçılara baktım. Yazıma İlk önce balıkçılar ile alakalı gözlemlerimi aktarmakla başlamaya karar verdim . Balıkçıların yanına giderek hayırlı işler diledim. Üç tekerlekli seyyar arabalarında satışa hazırladıkları hamsi, istavrit ve sardalyalar vardı. Diğer bir tezgahta ise çıpura ve çinekop alıcılarını bekliyordu. Anladığım kadarıyla bu sabah balıkçıların pek keyifleri yoktu. Strafor sandıklardaki balıklar buz ile örtülüydüler ama hiç biri pek diri görünmüyordu. Hepsinin gözlerinin feri kaçmış gibiydi. Akşamdan kalma bir görüntüleri vardı sanki. Tezgah başında en az iki kişi duruyordu ve hava çok soğuktu bu sabah. Berelerini kulaklarına kadar uzatan balık satıcıları tedirgin tedirgin bekliyorlardı. Biraz sonra da sağanak bir yağmur başladı. Ben de hemen yanı başımızdaki pasaja geçtim. Burada da 14 Şubat Sevgililer Günü hazırlıkları yapan çiçekçi komşumuz pasajı çiçekler ile doldurmuş. Vazolar yıraya kadar su doldurulmuş canlı güller, karanfiller ve papatya yaprakları cipsolar ve kişiye özel yapay teraryumlar dizilmiş pasajın koridoruna. İçinde mini orkideler ile çok şirin görünen teraryumlar sahiplerini bekleme başlamışlar bile.
Yan taraftaki dönerci arkadaşımız sabahları nefis mercimek çorbası çıkarıyor. Çorbanın üzerine hafif tereyağı da koyuyor. Bu sabah yine bu enfes çorbadan içtim. Hemen yanımızdaki fırında ise sabah çok erken başlıyor. Sabaha yetişecek sıcak poğaçalar ve taze ekmekleri satışa hazırlamak için ustaların saat 4.00’te işe geldiklerini öğrendim. Karşımızdaki Marmara Pastanesinde de aynı telaş yaşanıyor her sabah bu bölgede.
Çınarlı ve Karadeniz Mahallesi minibüsleri servislerine devam ediyorlar. Onların gidiş geliş saatlerini kontrol eden görevli arkadaşa kaç arabanın hizmet verdiğini sordum. Şu anda Çınarlı ve Karadeniz Mahallerinde çalışan 28 arabanın olduğunu öğrendim. “Ortalama 8 dakikada bir araba durağa geliyor.” dedi görevli arkadaş. Köprübaşı Meydanı bu saatler bir hayli hareketlenmeye başladı. Zaten TEKİRA açıldığından bu yana Köprübaşı Tekirdağ’ın en hareketli yeri oldu.
TEKİRA önündeki simitçi arkadaşa selam verip hayırlı işler diledim. Biraz dertleştik. İlk zamanlar 300 civarında simit satıldığını ama bu aralar işlerin iyi gitmediğini, günlük simit satışlarının 100’e hatta 60’a kadar gerilediğini söyledi simitçi arkadaş. Anlaşılan o ki ekonomik sıkıntı her yerde kendini hissettirmeye başlamış. Allah sonumuz hayır etsin. Sizleri de Köprübaşı’na bekliyoruz. İyi dileklerimle yazımı sonlandırırken sizlerle de paylaşmak istedim dostlar. Sevgiyle kalın. Elmas Balım 13 Şubat 2019